[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


Ma'rifetullahı Allah herkese vermez

Örümcek bile bodrumda rızıksız kalmıyor.
Rızkı gönderen Allah, rızka kanat bile takıyor; pır pır pır gidiyor... Biz Allah yolunda çalışırsak bize de gönderir. Allah yolunda çalışanların, hiç aç ve açık kaldığını görmedik. Hatta bu beldeleri, bu diyarları, bu zenginlikleri Allah yolunda çalışanlara verilmiş ikramlar ve onlardan bize kalmış hatıralar ve yâdigârlar olarak görüyoruz. Onlar Allah için çalışmışlar, Allah onlara ihsan etmiş... Biz dünya için çalışıyoruz, Allah bizden alıyor. Emanet elde bulunanları bile alıyor. Bu bir gizli sır veya kolay anlaşılmayan, materyalist insanın kolay kavrayamayacağı bir şey... Ama dinî literatür iyi incelenirse, Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şerif iyi incelenirse durum böyle... Bizden istenen ibadet ve itaattir. Biz kulluğumuzu yaparız. Allahu Teala Hazretleri, rubûbiyetini zaten izhar ediyor.


Çok hoşuma giden bir şeyi var, İbrahim İbn-i Edhem Hazretleri'nin... Demişler ki, "Ya İbrahim! Kıtlık var, yağmur yağmadı, topraklar çatladı, hayvanlar ölüyor. Gel biz yağmur duasına çıkıyoruz, sen de katıl, sen de dua et!.." O da onlara şöyle bakmış, demiş ki: "Siz kulluğunuzu güzel yapın, o rabliğini bilir... Siz Allah'a güzel kul olun; o size yağmuru da yağdırır, ekini de bitirir, rızkı da gönderir..." buyurmuş. İbrahim Ethem Hazretleri'nin nice nice güzel sözlerinden birisi...

O halde bizim gayemiz Allah'a ibadet ederek, itaat ederek ve itaatin bir gösterdiği istikamet olarak rasûlüne ittiba ederek Allah'ın rızasını kazanmak... Yâni, Allah "Namaz kılın!" diyor ama ondan da önce: Rasûlüne ittibâyı emrediyor. Namazı da rasûlünden öğreniyoruz. Yâni "Ekîmüs
salah" emrinden başka, Kur'an-ı Kerim'de namazın bugünkü icra şekline dair teferruat yok ki... Onu rasülüne ittiba ile biliyoruz. Demek ki, itaatin tabii bir sonucu "Allah'a itaat ediyorum" diyen bir insan, rasûlünü de itaat edecek.


Yarabbi muradım, maksudum sensin. Ben bütün faaliyetlerimde, hayat faaliyetlerimde senin rızanı istiyorum. Sen razı ol, başka birşey peşinde değilim." Diyoruz


Biz, Allah'ın kullarıyız. Allah'ın emrine itaatle, Allah'ın kelâmı olan Kur'an'a uymakla; rasûlü olan, Habîb'ine ittibâ etmekle görevliyiz.

"Nice oruç tutan insan vardır ki, akşama kârı aç ve susuz kalmaktan ibarettir!.. Nice Kur'an okuyan insan varki, Kur'an-ı Kerim onun hançeresinden aşağıya gönlüne inmez, nüfuz etmez!.. Nice namaz kılan insan vardır ki, kıldığı namaz onu Allah'a yaklaştırmaz, aksine uzaklaştırmağa yarar!.." hadis-i şerifleri var. Ma'rifetullahı Allah herkese vermez!.. Niye vermez?.. Çok kıymetli bir şeydir de, onun için vermez. Sevdiği kullarına verir. O halde muhabbetullaha ermek için sevdiği işler yapmak lâzım, sevgisini tahsil etmeye ma'tuf çalışmalar yapmak lâzım.

Onun için zikir vardır, zikrullah vardır. "Ez zikru bittezekküri" denmiştir. Yâni önce takliden dil ile başlar zikrullah, ondan sonra o zikrullah yavaş yavaş insanın içine, gönlüne yerleşir. Hatta bütün azâsına intikal eder ve sirayet eder. "Cümle a'zâm Hak dedi, gönlüm Allah'a döndü" diyor şair. Hatta insan o hale gelir ki her geçtiği yerde taşın, ağacın, duvarın Allah dediğini duymaya başlar. Bunlar bir metod sonunda oluyor ama, Allahın sevgisi Allah tarafından veriliyor. O da ancak Allah'ın yolunda gidenlere verildiği için, Allah yolunda giderek, dervişler bu makamları elde ediyorlar.

Mutlaka Allah'ın sevgisini, rızasını kazanmak için sevdiği işler yapmak lâzım. Rızayı kazanacaksınız da, ondan sonra ma'rifetullahı o ihsan edecek; hidayeti o verecek. Hadis-i şerifte Peygamber SAV Efendimiz: "Allah indinde senin kendinin makamının, mertebenin ne olduğunu merak ediyorsan; Allah'ın senin yanındaki makamı, mertebesi, senin zihnindeki senin ona bağlılığın nedir; ona bak!" diyor.


Kul zikredecek, Allah da kulunu zikredecek. Kul mutî' olacak, Allah da ihsan edecek. (Ene celîsü men zekerenî) Kul Allah'ın sevdiği işleri yapacak, ondan sonra da muhabbetullaha nâil olacak


[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

NEFİS terbiye edilmediği zaman, insanın hayvanî duyguları, iç güdüleri vs. daima dışarı çıkıyor; ve insanın yeme, içme ve diğer hayatı için gerekli faaliyetlere teşvik ediyor ve hızla teşvik ediyor. Dizginlemezse, günahlara da sokuyor. Bunun zayıflatılması için çareler lâzım.

Bu çareler de bir terbiye metodu... Yâni her yiğidin bir yoğurt yiyiş tarzı olduğu gibi, her mürşîdin de mürîdini terbiye tarzı vardır; veya, her tarikatın bir terbiye tarzı vardır.


NEFSİ zayıflatmak için kıllet-i taam ile başlanır, yemek az yedirilir, oruç tutturulur. Kıllet-i menâm; az uyku uyutulur, gece ibadetiyle meşgul edilir. Nefis zaten yemek yemeyince zayıflar, uyku da uyumayınca dermanı kesilir, hiç
başka bir şeye bakacak hali kalmaz. Kıllet-i kelâm; lüzumsuz kelâm da terkettirilir. Uzlet-i enâm: İnsanlar birbirlerini azdırır, onların
arasından çeker, halvete sokarsınız. Biraz orada tenhada bulunur, başkalarının menfi tesirlerinden, kasveti kalplerinden de müteessir
olmaz. Zikr-i müdâm ile lafzan başlayan bir istek ve şevk, ondan sonra kalbe iner. Kalbde veled-i kalb zuhur eder. Ondan sonra da bütün vücûda yayılır ki, sultan-ı zikir tabir ediyorlar; her azasının zikrettiğini, her zerresinin zikrettiğini hisseder.


ALLAH, bizi her konuda kardeş olduğumuzun şuuruna sahip olarak çalışmaya muvaffak eylesin... Din-i Mübîn-i İslâm'a şahsen ve grup olarak çok büyük faydalar, hayırlar bahşetmeyi, hayırlar sağlayıcı çalışmalar yapmayı nasip ve müyesser eylesin... Geride bizim hayırla anılmamıza yarayan eserler kalsın istiyoruz. Allahu Teala hazretleri kardeşliğimizi takviye eylesin... Müştereken çalışmalarımızı nasib eylesin... Çalışmalarımızda muvaffak eylesin... Çalışmalarımızın güzel semerelerini, şu gözlerimizle en yakın zamanlarda görmemizi nasip eylesin... En yakın zamanda müslümanların aziz olduğunu, büyük başarılara erdiğini görmeyi cümlemize nasib eylesin... Cennetiyle cemâliyle cümlemizi müşerref eylesin... Allah hepinizden razı olsun...

26 Nisan 1992 – SÖKE[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN