İrfan Meclisi & Rah-ı Aşk


Selamı Kısaltmayalım Dostlar... 5 5 4

Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 Selamı Kısaltmayalım Dostlar... Bir Perş. 25 Şub. 2010 - 10:10

RıZa BeRKaN


YÖNETİCİ
YÖNETİCİ
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

SeLaMı kısaltarak Neyi uzatıyoruz Acaba?

Selamı Kısaltmayalım Dostlar...


Geçen gün bir dostumdan elektronik mektup aldım. Dostum, mektubuna şöyle başlıyordu: “sa”. Böyle kısaltılıyordu herhalde güzelim selâmımız...
Ben de cevaben yazdığım mektuba şöyle başladım: “Aleyküm selâm, ben güzelim selâmımızı kısaltmamayı tercih ediyorum. Daha doğrusu hiçbir şeyi kısaltmıyorum. Sanki selâmı kısaltarak hayatı uzatabilecek miyiz?”

Sonra o an, düşünmeden yazdığım bu cümlenin aslında önemli bir hakikatin altını çizdiğini fark ettim. Önemli bir hakikat dediğim,önemli bir soru aynı zamanda. Selâmı kısaltmak hayatı uzatır mı? Bir de bu sorunun uzantısı diyebileceğimiz sorular var. İnsan, selâmdan tasarruf edilerek uzatılan bir ömrün uzatmalarını nasıl değerlendirir acaba? Veya “selâmı yaymak” tavsiye edilmişken,

Selâmı kısaltarak kazandığımız vakitlerde neyi yayıyoruz?

Bir zamanlar meşhur bir Çin hikâyesi okumuştum. Oldukça derin bir mevzu aslında; ama ilk bakışta bir fıkra gibi değerlendirilmesi de mümkün. Genç Çinli, heyecanla yaşlı Çinliye anlatıyor:
- Duydun mu yeni bir araba
icat etmişler.

- …
- Kömürle çalışıyormuş.
- …
- Yaylar üzerinde su gibi akıyormuş.
- …
- Eskiden üç ayda aldığımız
yolu artık üç günde alacağız.

- Eskiden doksan günde gittiğin yere, artık üç günde mi gideceksin yani?
- Evet.
- Peki, kalan seksen yedi günde ne yapacaksın?

Mühim olan doksan günlük yolu üç güne indirebilmek değil demek ki. Bunu yaparken geri kalan seksen yedi günü de kazanç hânesine yazabilmenin yolunu bulmak lâzım. Çünkü eşyanın tabiatı gereği bu âlemde boşluğa yer yoktur. Bir şeyi boşaltmayı düşünüyorsan -zaman olsun, mekân olsun fark etmez- nasıl dolduracağını da düşünmelisin. Ve de vakit fevt etmeden hemen doldurmalısın.

Boşluklarımız, biz doldurmasak da, boş kalmaz zîrâ. Su uyur düşman uyumaz. Nefsin ve şeytanın karanlık orduları gözlerini dört açmışlar, bekliyorlar. Bir rivayette, Hz. Âdem Aleyhisselâm’a can verilmeden İblis gelmiş, ağzından girmiş, içinde dolaşıp burnundan çıkmış, deniyor. Sonra da şöyle demiş: “Ben bunun içinde rahatça dolaşırım. Çok boşluğu var.”O kadar çok ki boşluğumuz. Zaaflarımız, öfkelerimiz, arzularımız o kadar çok ki... Bize ALLAH’ı hatırlatan arkadaşlarımızla doldurmasak o boşluğu, sohbet-i Cânân’la doldurmasak, o boşluk kim bilir neyle dolacak.

Bediüzzaman Hazretleri muhatabına uygun selâmlarla başlıyor mektuplarına. Bir mektubunda: “Es-Selamü aleyküm ve rahmetullahi ve berakâtühü bi adedi dekaiki eyyâmi’l-firâk” diyor. Ayrılık günlerinin dakikaları adedince ALLAH’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Selâmı yaymakken vazifemiz, “selâm ülkesi olan Cennet”e ulaşmakken arzumuz, orada ne boş bir söz, ne de günaha sokan bir lâf işitilmeyeceği, işitilen sözün hep “Selâm! Selâm!” muhtevalı olacağı bildirilmişken bir de, ne olur biz de yayabildiğimiz kadar yaysak “selâm”ı, selâmlaşmalarımızı uzatabildiğimiz kadar uzatsak…

Yerine daha güzel, daha hayırlı bir şey ikame edemeyeceksek, selâmı kısaltmanın bir mânâsı var mı ki?
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] alt="" />

Yaşadığınız günlerinin dakikaları adedince ALLAH’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.



Hüdayi CAN



[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.][Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] alt="" />


Allahım, maksadım Sensin; talebim hoşnutluğundur, rızandır.

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

2 Geri: Selamı Kısaltmayalım Dostlar... Bir Perş. 15 Nis. 2010 - 9:18

*GüLer*


VEFALI ÜYEMİZ
VEFALI ÜYEMİZ
ALLAHın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize...


Peygamberimiz (sav) buyurdu ki: “Binekli olan yürüyene, yürüyen oturana selâm verir. Yürüyerek karşılaşan iki kişiden önce selâm verenin sevabı ve derecesi daha üstün olur.”

Câbir (r.a.) Resûlullah’ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet etti: “Binekli olan yürüyene, yürüyen oturana selâm verir. Yürüyerek karşılaşan iki kişiden önce selâm verenin sevabı ve derecesi daha üstün olur.” (a.g.e.,5/293–14)

Ebû Hüreyre (r.a.) Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu rivayet etti: “Sizden biriniz bir meclise vardığında selâm versin. Ayrılırken de selâm versin. İkinci selâm da birincisi kadar mühimdir.” (a.g.e.,5/294–17)

Hz. Câbir’in (r.a.) rivayetine göre Peygamberimizi (a.s.m.) şöyle buyurmuştur: “Selâm kelamdan -sözden- öncedir.” (Tirmizî, İstizan: 11)

Hz. Enes (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: “Resûlullah (a.s.m.) bana, ‘Evladım, evine girdiğin zaman selâm ver. Senin ve ev halkın için berekete sebep olur’ buyurdu.” (Tirmizî, İsti’zan: 10)

Ali bin Ebû Talib’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuştur: “Bir topluluk diğer bir topluluğa uğradığında, içlerinden birinin selâm vermesi kafidir. Aynı şekilde, oturanlardan da birinin selâmı alması kafidir.” (Ebû Dâvud, Edeb: 141)

Gerek selâm verirken, gerekse selâmı alırken, muhataba duyuracak bir sesle söylemek lazımdır. Selam veren kişinin işitilmeyecek bir şekilde selam vermesi, selamı alanın da işitilmeyecek bir sesle alması, selamlaşma âdabına aykırıdır.

Muaviye b. Kure, Resûlullah’ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu nakletmektedir: “Selam verdiğiniz zaman, selâmınızı duyurunuz. Selama karşılık verdiğiniz zaman da duyurunuz.” (Tenbihü’l–Gafilin. C.2/816)

ve lütfen ALLAHın selamını anlamsız 2 harfe hapsetmeyin... selametle...





selam ve dua ile kalınız.... [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

3 Geri: Selamı Kısaltmayalım Dostlar... Bir Paz 18 Nis. 2010 - 10:34

EyLüL


BAĞIMLI ÜYEMİZ
BAĞIMLI ÜYEMİZ
ESSELAMÜ ALEYKÜM VE RAHMATÜLLAHİ VE BERAKETÜHÜ...



[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] Ya Rasûl!
Yolda karsilasan
2 kisiden hangisi selami önce verir?
diye soruldu
Allah Resulü su cevabi verdi:
Selami ilk veren, Allah'a digerinden daha yakindir"
(Tirmizi)

Iki insan karsi karsiya geldiklerinde, selami vermek mi daha faziletlidir, yoksa almak mi?

Çünkü selam vermek sünnet, almak ise farzdir [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

4 Geri: Selamı Kısaltmayalım Dostlar... Bir Cuma 23 Tem. 2010 - 10:58

EyLüL


BAĞIMLI ÜYEMİZ
BAĞIMLI ÜYEMİZ

(Selam olsun Ümmet-i Muhammed'e)


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]




“selamı veren eman verir; selamı alan selamette olur”
der ve
“garibe bir selam, bir altın yerine geçer” diye ilave eder.


Barıştır selamın bir anlamı ve bir anlamı huzur.
Selim ile Salim, Selami ile Selamet, Süleyman ile Müslim, Müslüman ile İslâm.
Hep aynı kökten hep aynı çiçekten. Ilgıt ılgıt rüzgar, ışık ışık tebessüm.


Hiçbir şey iken biz, Elest Bezmi’nde bize can bağışlayana can verme sözüdür selam.
Gök kapılarını açan kutlu zamanlar güzeli. Temiz yüreklerin ve gülen yüzlerin artırır aydınlığını.
Doldurur beyaz heybemizi ve boşaltır kara defterimizi. Rahmetinden alır kuvvetini diller ve o söz ile silinir bütün suçlar.


Selam bir gülümseyiş, selam bir bakış, selam bir merhabadır;
selam tam vaktinde bir gönül alma, ta yürekten bir teşekkürdür.


Selam bir umman; sevgi saklar derinliklerinde.
Selam içten bir tebessüm, kalbî bir yakınlıktır. Selam ve aleyk, birbirini bütünleyen ikizler.


Selam geldi ve bütün yaslı çehrelerdeki kederlerin yerini en içten tebessümler aldı.
Onun sıcaklığıyla karanlık gönüllerimiz aydınlandı. Göz gözü görmez olduğunda ve ters düştüğünde birbirine bütün yollar ve dahası gönüller kapattığında birbirine çelikten kapılarını,
açtırmaz mı bahar çiçeklerini bir selam?


Adı sinelerimizden kazınmak ve namı yeni nesillere unutturulmak istendi. Ve şair:


Bir devrde geldik ki azîzân unutulmuş
Tutmuş yerini hurd u büzürgân unutulmuş. demek zorunda bırakıldı


Hasretlerimiz düğüm düğüm selamlarda gizlenir ve seher yelleriyle gönderilir yar olan uzak diyarlara.
Selamların en güzeli ile başlar ve selam ile sona erer bütün mektuplar.
Heyhat! Ne selamlar ile rahmet dilediğimiz dualarımız, ne de satırlarında sevgi çiçekleri açan mektuplarımız kaldı.


Oysa o, kıyamda bir ayet; kaidede bir tahiyyattı. Küçük büyüğe, yürüyen oturana, süvari piyadeye, az çoğa.
Ama ne zaman ki ilâhi huzura selama durmayı unuttuk ve sağ cenahımızdaki meleği işsiz bıraktık, işte o zaman unuttuk selamı.
Belki içimizdeki yabanlıklardır veya yabancılıklardır bize selamı unutturan. Sahi, kalbimizin bütün paslı kapılarını ardına kadar açıp da, o vefalı dosta en son ne zaman bir salât u selam yolladık?


Oysa O, “sizden biriniz bir meclise girdiğinde evvela selam versin” ve “aranızda selamı yayınız” buyurmuştu.
Ve kutlu bir selam ile gelmişti dünyaya.


Oysa duymadı mühürlü kalpler teri gül kokanın selamını.


Oysa O, bir gün arkadaşlarının arasında, uzaklara bakıp, “kardeşlerime selam olsun!” demişti.


Yazık ki biz o kelimeyi onun söylediği yalınlıkta, onun söylediği sıcaklıkta ve tazelikte söyleyemedik.
Kurtuluşun, saadetin, barışın, sevginin, merhametin ve adaletin o bir kelimede saklı bulunduğunu dosdoğru anlayamadık ve anlatamadık.
Hatta “rüşvet değildir deyu” almadık.


Ne olur bugün Yunusleyin bir selam verelim onbir ay unutup bir ay hatırlayabildiklerimize.
Düşkünlere, yetimlere dullara, çocuklara, sevgililere, kimsesizlere.
Kalmasın selamın gönlünü okşamadığı bir yaralı yürek. Bir gülümseyişimizle ısıtalım ısıtamadıklarımızı.


Biz dünyadan gider olduk,
kalanlara selam olsun.
Bizim için hayır dua,
kılanlara selam olsun.
Ecel büke belimizi,
söyletmeye dilimizi
Hasta iken halimizi,
soranlara selam olsun.



(Selam olsun Ümmet-i Muhammed'e)








Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz