İrfan Meclisi & Rah-ı Aşk

Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

1.Haftanın Konusu (Bu gün Allah için ne yaptın?)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Seydanur

avatar
ÇALIŞKAN ÜYEMİZ
ÇALIŞKAN ÜYEMİZ
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

1.Haftanin Konusu (Bu gün Allah için ne yaptın?)


Zaman başkalaşmış asır değişmiş. İmanı muhafaza etmek avuçta kor ateşi tutmaktan çok daha zor hale gelmiş. Adı Ahmet Mehmet olup da münafık urbasıyla aramızda dolaşan Lafz-ı Celal-i Subhani'yi güya vird edinen binlerce insan var. Bunları iyi tanımak bunların oyunlarına gelmemek için son derece dikkatli olunmalı. Bunun için de gönül aynası her daim pırıl pırıl olmalı. Bu yüzden üç kelimeden hareketle neler yapmamız bu zor çağda imanı muhafaza için zaman zaman ne tür fedakarlıklarda bulunmamız gerektiğini acizane izah etmeye çalışalım.Tamir tahkim tezyin diye üç kelimemiz var. Yıkık bir binayı yeniden yapma görevi size verilirse siz ilk önce hangisinden başlarsınız? Yıkık binanın içini güzelleştirmeye mi çalışırsınız?

Yıkılmış bir binanın içini tezyin edip güzelleştirmeye çalışan insana güler ve aklından zoru var diye şüphe ile bakarlar. Böyle bir bina için yapılması gereken en önemli iş tamirdir. Tamirle belli bir hale getirilen bu bina daha sonra içeri ve dışarıdan gelebilecek her türlü etkiye karşı tahkim edilmeli. Bu aşama da halledildikten sonra artık sıra binanın tezyinine gelmiştir.

İnsan da aslında tıpkı böyle yıkık bir bina gibi telakki edilmeli. Ruh ve kalbi bozulmuş bir insandan onun ilk başta kabul edemeyeceği şeyleri isterseniz ancak sizden ve teklif ettiklerinizden nefret etmesine vesile olursunuz ki bu da kaş yapayım derken göz çıkarmaya benzer. Büyükler bu duruma işaret ederken "muktezayı hale mutabık söz" söylemeye yani derde göre ilaç kullanmaya büyük önem vermişlerdir.

İmanların akıl almaz bir yangınla tutuşturulduğu kalabalıkların makas gibi açılarak "durun gitmeyin" diye feryatlarla açılan kolları aşarak cehenneme yuvarlandığı bir çağda tebliğ memurlarının yapacakları en önemli vazife iman kurtarmaktır. Bu yüzden Bediüzzaman Hazretleri "Zaman iman kurtarma zamanıdır" diyerek büyük hakikate işaret etmektedir.

Aynı zamanda o "Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükselmiş. İmanım tutuşmuş yanıyor içinde evladım yanıyor. Ben bu yangını söndürmeye koşuyorum." diyerek herkesin bir bardak su ile bile olsa bu müthiş yangını söndürmeye koşması gerektiğine işaret ediyor. Bu kadar önemli bir vazife omuzlarımızda dururken biz "bu gün ALLAH için ne yaptın" sorusunu değiştirerek yeniden sormak zorundayız.


Evet sorumuz "Bu gün ALLAH için ne yapmadın" şeklinde olmalı. Zira bütün haramlara giden yolların bu kadar kolay bu kadar ucuz ve ortalıkta olduğu bir başka çağa şahit olmadı bu yaşlı dünya.

Derdi veren Cenab-ı Hak her dönemde dermanı da vermiş. Dert ve hastalık bu kadar büyük ve tehlikeli olunca onun karşılığı olarak sunulan reçete de aynı oranda etkili olmalı. Asrın doktoru bu konuda yazdığı reçetelerinden birinde 5 madde sıralıyor. Ve bu reçetedeki şu beş ilacı kullanan insanların ALLAH 'ın izniyle kurutulacağını bildiriyor.

"İttiba-i sünnet
Ferâizi işlemek
Kebairi terk
Namazı tadil-i erkanla kılmak
Namaz sonrası tesbihatı yapmak." (Sözler 462)

RıZa BeRKaN

avatar
YÖNETİCİ
YÖNETİCİ
Şimdi biz günlük hayatımızda Allah için terk ettiğimiz, yapmadığımız
belli başlı olayları sayarak durduğumuz yeri belirlemeye çalışalım.

Bu gün Allah için hiç gıybet yapmadım.

Bu gün Allah için hiç harama bakmadım.
Bu gün Allah için hiç harama el uzatmadım.
Bu gün Allah için hiç yalan söylemedim.
Bu gün Allah için hiç namazımı son ana bırakmadım.
Bu gün Allah için hiç virdimi aksatmadım.
Bu gün Allah için hiç kalp kırmadım.
Bu gün Allah için hiç başkalarında kusur aramadım.
Bu gün Allah için hiç israf yapmadım.
Bu gün Allah için hiç malayani ve boş şeyler konuşmadım.
Bu gün Allah için hiç trafikte gözü açıklık(!) yaparak kimsenin sırasını almadım.
Bu gün Allah için hiç Nam-ı Celil-i Subhani'yi gittiği her yere götüren
Allah dostları hakkında suizanda bulunmadım.
Bu gün Allah için Müslümanlara zararları yüzyıllardır bilinen çevrelerle
anlaşılmaz bir hırs ve çekememezlik yüzünden iş birliği yapmadım.
Dünya ve dünyalık için, mevki makam hırsıyla hiç kimseye iftira atmadım,
bir tek gönlü bile kırmaktan yılandan akrepten çekindiğim gibi çekindim.
Bu gün Allah için hiç faize el uzatmadım.
Bu gün Allah için hiç yetim hakkı yemedim.
Bu gün Allah için hiç insanların ellerindeki avuçlarındakini "ortak
olalım" diyerek alıp üzerine yatmadım.

Hiç şüphesiz bunların sayısını da çoğaltabiliriz. Günlük hayatımızı
yaşarken az da olsa günaha karşı böyle mesafeli bir duruşla yaşamaya
gayret edersek, zaten sonsuz merhamet sahibi Rabbi Rahimimiz de sevap
yollarını kolaylaştıracaktır. Bir kere sevap yolu kolaylaşan insanın
dünyası da ahireti de Allah'ın izniyle cennet asa baharlara dönecektir.
Böyle insanlara bir de Cenab-ı Hakk'ın müjdesi var: "Şüphesiz iman edip
salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekatı verenlerin
mükafatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da
olmayacaklardır." (Bakara, 277)


İstikamet bu yönde olduktan sonra başkaları ne derse desinler, ne
iftiralarda bulunurlarsa bulunsunlar, sizin bulunduğunuz ufku Kur'an
bildiriyor. "Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır" Yani
Korkmayın, gevşemeyin, inanıyorsanız mutlaka üstünsünüz. Siz Allah'a
hakkıyla itimat edin Allah, kendisine ve peygamberlerine düşman
olanların hakkından gelecektir.


M.F.Gülen


Selam ve dua ile...

RıZa BeRKaN

avatar
YÖNETİCİ
YÖNETİCİ
Bu, Hz. Ömer(a.s.)'in her gün kendine sorduğu güzel bir sorudur.
Bu soru, aslında bütün Müslümanların her gün kendine sorması
gereken bir sorudur. Bizi yaratan Yüce Allah'ın, bizi yaratma
gayesini hatırlamak ve onu aklında/ruhunda canlı tutmak gerekir her gün.

Acaba neden geldik bu dünyaya? Neden insanlar Allah'ın
yeryüzündeki halifesi olarak seçildi? Neden doğup, büyüyüp ve
kaçınılmaz son olan ölümü tadıyoruz? Bu soruları her akşam
yastığa kafamızı bıraktığımız zaman kendimize tekrar tekrar
sormak gerekir. Çünkü insan unutkan bir varlıktır. Ve hele bir de,
ona kendi yaratılış gayesini ve görevlerini unutturacak birçok
günlük meşgale ve uzun emeller her tarafını böylesine
kuşatmışsa, bu unutkan varlık (insan) söz konusu kuşatmayı
yaramayabilir ve asıl hedefini daha çabuk unutabilir.

Biliyoruz ki her nefis ölümü tadıcıdır. Yarın hesap gününde
Allah'ın huzuruna çıktığımız zaman Allah-u Teala soracaktır.
"Ey kulum! Dünyada yaşadığın süre içinde benim için ne
yaptın?" Bu soruya cevap verirken halimiz nice olur biliyor musunuz?

Zaten yaşanan hayatın her anı imtihanın bir parçasıdır. Yani
imtihanın kapsamına, sadece günlük yaşam içinde yerine getirilen
bazı ibadetler ve yapılan bazı güzel ameller girmiyor. Yaşamın
her alanında; neler gördüğümüz, neler duyduğumuz, neler
söylediğimiz, neler yediğimiz, neler içtiğimiz, neleri niye
yaptığımız, nelere karşı niye sustuğumuz ve bunlara benzer her
durumumuz ve anımız bu imtihana dahildir. Evet aklımızdan,
kalbimizden, gözlerimizden, kulaklarımızdan, dilimizden, midemizden,
el ve ayaklarımızdan ve bunların amellerinden dolayı çetin bir
hesaba çekileceğiz.

İslami değerlerimizin bireysel ve toplumsal yaşamımızda gittikçe
zayıfladığı bu günlerde, Rab'bimizin mahşerde bize soracağı
soruları kendimize önceden daha çok sormamız gerekir. Çünkü bu
durumdan her Müslüman birey ve toplum sorumludur. Şu an içinde
bulunduğumuz yaşam küfrün, şirkin, zulmün kurallarına tabidir ve
bu yaşam hem bireylere ve hem de topluma kendi varoluş gayesini
unutturmaktadır.

Sponsored content


Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz