1
Zulüm ile abad olanın ahiri berbad olur Bir Çarş. 6 Ekim 2010 - 12:36
Bi_iznillah
SADIK ÜYEMİZ

Kur’an-ı Kerim’de “dünya” yeryüzü anlamına değil “hayatü’d-dünya” tamlamasıyla bir hayat çeşidinin sıfatı olarak kullanılır. Tek başına zikredildiğinde de anlatılmak istenen yine “dünya hayatı”dır. Bu tamlama bir tasnif yaptığına göre öncelikle dünya hayatı dışında da bir “hayat” olduğu bilgisini verir. İkinci olarak “dünya” kelimesinin anlamından hareketle “dünya hayatı”nın niteliğini kavramamızı ister.
Dünya “deni” “denaet” “edna” kelimelerinin de türediği “aşağıya doğru yaklaşmak alçalmak” anlamına bir kökten gelir. Duyularla yani insanın en basit ve beşeri idrak imkanlarıyla algılanabilen ebedi hayata nisbetle daha aşağı bir nitelik taşıyan “geçici hayat”a bu yüzden “dünya hayatı” denilmiştir.
Oysa insan beş duyudan âlem de bu duyuların idrak ettiğinden ibaret değildir. İslâm’da kalbin bir ameli olan “akıl” Cenab-ı Hakk’ın bahşettiği imkanları ve vahyin yardımıyla bunun böyle olmadığını kabul eder. Hatta müslümana göre dünyanın değersizliğinden ve faniliğinden habersiz bir hayat hayat bile değildir.
Nitekim Kur’an’da öldükten sonra dirilmeye “ba’s” denildiği gibi müşrik kavimlere peygamber gönderilmesine de ba’s denir. Aynı kökten “bi’set” hem bir peygamberin tebliğe başlaması hem de ölülerin diriltilmesi anlamına gelir. Demek ki Allah’ı ve ahireti bilmeden sürdürülen bir hayat dünya hayatı bile olsa aslında bir “ölüm hali”dir. İşte akletmek dünya hayatının bu niteliğini sürekli hatırda tutmaktır. Rasulullah s.a.v. “İnsanların en akıllısı kimdir?” diye sorulduğunda “Ölümü en çok hatırlayıp onun için en fazla hazırlıklı olan.” buyurmuştur.
Akletmemek Allah’ın apaçık ayetlerini hırs tamah hayal vehim ve zan perdeleriyle perdelemek kendini bir karanlığa zulmete mahkum etmektir. “Zulüm”ün tam karşılığı “bir şeyi yerli yerine koymamak”tır. İnsan eğer dünyayı fani ve değersiz olan mevkiinden alıp baki ve değerli bir mevkie koyuyorsa zulmediyor zalimlerden oluyor demektir. Oysa meşhur sözdür: “Zulüm ile âbâd olanın âhiri berbâd olur.”
Dünyaya layık olduğundan fazla önem atfederek bütün mesaisini dünyalık peşinde koşmakla harcayarak sonunu geleceğini düşündüğünü söyleyenlere sormak lazım: Bu nasıl bir son yahut sonuç alma anlayışıdır ki akibetinizi berbat ediyor?
Dünya “deni” “denaet” “edna” kelimelerinin de türediği “aşağıya doğru yaklaşmak alçalmak” anlamına bir kökten gelir. Duyularla yani insanın en basit ve beşeri idrak imkanlarıyla algılanabilen ebedi hayata nisbetle daha aşağı bir nitelik taşıyan “geçici hayat”a bu yüzden “dünya hayatı” denilmiştir.
Oysa insan beş duyudan âlem de bu duyuların idrak ettiğinden ibaret değildir. İslâm’da kalbin bir ameli olan “akıl” Cenab-ı Hakk’ın bahşettiği imkanları ve vahyin yardımıyla bunun böyle olmadığını kabul eder. Hatta müslümana göre dünyanın değersizliğinden ve faniliğinden habersiz bir hayat hayat bile değildir.
Nitekim Kur’an’da öldükten sonra dirilmeye “ba’s” denildiği gibi müşrik kavimlere peygamber gönderilmesine de ba’s denir. Aynı kökten “bi’set” hem bir peygamberin tebliğe başlaması hem de ölülerin diriltilmesi anlamına gelir. Demek ki Allah’ı ve ahireti bilmeden sürdürülen bir hayat dünya hayatı bile olsa aslında bir “ölüm hali”dir. İşte akletmek dünya hayatının bu niteliğini sürekli hatırda tutmaktır. Rasulullah s.a.v. “İnsanların en akıllısı kimdir?” diye sorulduğunda “Ölümü en çok hatırlayıp onun için en fazla hazırlıklı olan.” buyurmuştur.
Akletmemek Allah’ın apaçık ayetlerini hırs tamah hayal vehim ve zan perdeleriyle perdelemek kendini bir karanlığa zulmete mahkum etmektir. “Zulüm”ün tam karşılığı “bir şeyi yerli yerine koymamak”tır. İnsan eğer dünyayı fani ve değersiz olan mevkiinden alıp baki ve değerli bir mevkie koyuyorsa zulmediyor zalimlerden oluyor demektir. Oysa meşhur sözdür: “Zulüm ile âbâd olanın âhiri berbâd olur.”
Dünyaya layık olduğundan fazla önem atfederek bütün mesaisini dünyalık peşinde koşmakla harcayarak sonunu geleceğini düşündüğünü söyleyenlere sormak lazım: Bu nasıl bir son yahut sonuç alma anlayışıdır ki akibetinizi berbat ediyor?









