İrfan Meclisi & Rah-ı Aşk

Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

TEVBE-İ NASUH NEDİR ?

Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 TEVBE-İ NASUH NEDİR ? Bir Salı 5 Ekim 2010 - 13:48

belinay

avatar
S.MODERATÖR
S.MODERATÖR
Tevbe-inasuh ile alâkalı bir âyette inanan insanlar muhatap alınıyor ve şöyledeniyor: "Ey iman edenler! Kendi nefsiniz hakkında hayırhahlıkdüşüncesiyle Allah'a tevbe edin" (Tahrim/8).
Ayette üzerinde durulması gereken üç kelime var. Bunlar sırasıyla: İman, tevbe ve nasuh kelimeleridir. Birincikelime imandır. İman, İslâm'ın bütününü dil ile ikrar kalb ile tasdiketmek, demektir. İnanılması gereken meselelerin hepsine inanmadıkçainsan iman etmiş sayılamaz. Bizim için mühim olan imanın şer'imanâsıdır. Bununla beraber "İman" kelimesinin lügat manâsı nazaraalınacak olursa, her iman eden insan Allah'ın teminatı altına girmişolur. Evet, dünyada, dağlar gibi hadiselerin altında kalıp ezilmekten;ahirette ise dünyanın en büyük musibet ve belasına rahmet okutacakkadar dehşet verici azabın pençesine düşmekten, insan ancak imanısayesinde kurtulur ve emniyete erer.

İkinci kelime tevbedir.Tevbe kişinin kendini yenilemesi ve bir iç-onarımdır. Yani, saptırıcıdüşünce ve davranışlarla bozulan kalbî muvânezeyi, yeniden düzene koymauğrunda, ferdin, Hakk'tan Hakk'a kaçması, daha doğrusu, O'nungazabından lütfuna, hesabından rahmet ve inâyetine sığınmasıdır tevbe. Tevbeyi,günah duygusuyla, benliğin bir hesaplaşması şeklinde tarif etmek demümkündür. Yani, nefsin, hayatı sorumsuzca sevk ve idaresine karşı,benlik ve iradenin, yüce dağlar gibi, günahların karşısına dikilip onageçit vermemesidir tevbe. Günah, muvâzenesizce bir çukurayuvarlanıp gitmekse, tevbe, usûlüne göre bir hamlede hoplayıp oradandışarıya çıkmaktır. Diğer bir ifade ile, günah; vicdanın muvakkat birmurakabesizliğinden, rûhun aldığı yara ise, tevbe; kalbin, sürekli birızdıraba düşmesi ve çok ciddî olarak kendi kendini kontrole koyulmasıve böylece duyguların yeniden fer ve kuvvet kazanmasıdır. Günah,insanda şeytanın hâkimiyeti ve nefsin tesiriyle olduğuna göre, tevbe,şeytana karşı duyguların müdafaası ve ruhtaki âhenksizliği, dezarmoniyidüzenleme gayreti demektir. Günah, erozyonlarının; ruhutörpüleyip aşındırmasına karşılık tevbe, gönül zeminini, düşünce vesözlerin en güzeli "kelime-i tayyibe" ile çimlendirmek ve oerozyonların tahribatını önlemektir. Gözlerin döne yazacağı, yüreklerinhoplayacağı gün gelmeden, yürekleri hoplatan tevbe gayreti nemübecceldir! Keşke onu, her günahın açtığı gediği kapatacak seviyede,âh u eninlerle yapmaya muvaffak olabilseydik!

İnsanlar dünyayagünahsız ve masum olarak gelirler. Hiçbir eğrilikleri yoktur. Fıtratınbu temiz ve doğru yolundan ayrılan insanlar, kendilerini kuvve-iinbatiyesi olmayan bir toprağın bağrına atar ve orada çürürler. Evet,günahlar insanları, yolun kenarına atıp çürüten faktörlerdir. Günahtansonra insanın yeniden rücûu hakkında bir ayette "Ve enîbu ilâ rabbikümve eslimû." (Zümer/54) "Allah'a inâbe edin (döndüm-geldim) deyin,Allah'a teslim olun" buyuruluyor. Öyleyse tevbe, insanın bazengünahlarla temizliğini yitirince, hemen temizlenip asliyetinedönmesidir. Nitekim bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki: "İnsan günahişleyince, kalbinde bir siyah nokta belirir. Tevbe ile hemen onusilmezse, o nokta kalbinde öylece kalır. Sonra ikinci bir günahişlerse, kalbinde bir nokta daha belirir." Yani günah işleme fikriartık onun dimağında gelişmiş olur. Nasıl ki merdivenin ilk basamağınaadım atan bir insan, ikinci basamağa adım atma fikrine de hazırlanır.İkiye atan, üçe çok rahat adımını atar ve bir kere günah istikametindeperdeyi yırtınca -Allah korusun- artık sıkılmadan, haya etmeden, peşipeşine çok günahlar işleyebilir.. ve günah merdivenlerinden aşağıya,gayyaya doğru gitmeye başlar. Onun için yine büyük bir söz sultanıdiyor ki: "her bir günah içinden küfre giden bir yol vardır." Tevbe, buyolları tıkama, aşağıya doğru atılan adımı değiştirme, insanı Allah'agötüren helezona girdirme ve Allah'a yükseltme gayretidir. Tevbeşaşmışlıktan, yoldan çıkmışlıktan sonra, tekrar dönüp-gelip sahibinibulmadır. Onun içindir ki; Efendimiz Buhari ve Müslim'deki birhadislerinde bu dönüşü şu şekilde anlatmaktadır: "Allah kulununtevbesinden sonsuz derecede memnun ve mesrûr olur. Şöyle ki, bir insançölde yolculuk yapıyor. Bütün azığı, eşyası ve suyu üzerinde olandevesi onu bırakıp kaçıyor. Adam sağa-sola koşuşup devesini arıyor;fakat sonunda yorgun ve ümitsiz bir halde bir ağacın altında uyuyakalıyor. Gözlerini açtığında bir de ne görsün; devesi, üzerindekieşyasıyla beraber başucunda durmaktadır. Adam sevincinden öyle halegeliyor ki, Cenab-ı Hakk'a şükrederken yanlışlıkla, "Ben Senin rabbin,Sen de benim kulumsun" diyor. İşte tevbe eden kulu karşısında Cenab-ıHakk'ın ferahı bu adamınkinden daha fazladır."

Elbette kiHadiste geçen "ferah" tabirini, bizim anladığımız manâda ve bizimölçülerimiz içinde Cenab-ı Hakk'a izafe ve isnad edemeyiz. O'nun ferahıistiğna-ı mutlakına uygun bir ferah-ı mukaddestir ki, biz onunkeyfiyetini idrakten aciziz. Bununla beraber, kulun tevbesi, Cenab-ıHakk'ı işte bu şekilde memnun etmektedir. Ve bizim için mühim olan dabu manâyı anlamaktır. Tevbenin iki yönü vardır. Bunlardanbirincisi bize, ikincisi ise Cenâb-ı Hakk'a aittir. İşte bu manâiçindir ki, Efendimiz: "Men tâbe tâbellah". "Tevbe edene Allah da tevbeeder." buyuruyor. Bizden tevbe Allah'a dönmektir. Allah'ın tevbesi iserahmetiyle bize teveccüh buyurup, kapısını yeniden açmasıdır. Bizyoldan çıkmakla, Allah'ın bize bakan bütün pencereleri kapanmış, bütünmenfezleri de tıkanmış oluyor. Sonra da pişmanlık duyuyor ve: "Nedenyaptık? Niçin fıtratımıza zıt bir yola girdik?" diyoruz. Biz içimizdenkendimizi düzeltmeye başlarken ve nedamet hissiyle çırpınıp birmetafizik gerilime geçerken, birdenbire bakıyoruz ki, kapılar-menfezlerbize yeniden açılmaya başlanmış. Birincisi bizim tevbemizdi. Yani o,bir niyet, bir düşünce ve bizi kıvrandıran bir nedametti. İkincisi deAllah'ın tevbesi. O da bize kapıyı ve menfezleri açtı ve "Kullarım Bensizi unutmadım, terk etmedim, siz Beni hatırladığınız sürece; ahd-üpeymanınızı elli defa dahi bozsanız Beni burada bulacaksınız." dedi.Evet, O Erhamürrahimindir. Ne yaparsak yapalım dilimizden: "YaErhamerrahimin irhamna ya Gafûr ya Gaffar veğfirlenâ zünûbenâ vetecavez ann seyyiatinâ" demeyi düşürmemeliyiz. Üçüncü kelime"Nasûh"dur. Nasuh, "faûl" vezninde ism-i fail bir kelimedir. Mübalağaifade eder. Çok ciddi hayırhahlık, nefsine nasihat edicilik demektir.O, nasihat ile aynı kökten gelir. Nasihat, bir insanın iyi düşünmesi,iyi görmesi, başkalarının iyiliğini istemesidir. "Eddînü ennasîha""Din, nasihattir." derken, başkaları hakkında hayırhah olarak hareketetmek kastedilmektedir. Yoldan sapmasınlar diye insanların ellerindentutma, Allah'ı, Peygamberi anlatma, bunun icabıdır. Bugün, İslâm'ahizmet eden güzide Müslümanlar, nûranî kadro, Hz.Mesih'in dilinde"kudsiler ordusu" diye isimlendirilmektedir. Zuhur eden hadiselerkarşısında gök parça parça üzerlerine dökülse, yer şak şak olup açılankorkunç kraterleriyle onları yutmaya çalışsa, yine de İslâm'a hizmeteden bu kudsiler, dine sahip çıkacak ve elinde kor taşıyan yiğitlerinruh haletiyle kendilerine düşen vazifeyi bir lahza hatırlarındançıkarmayacaklardır.Evet, Allah'ı, Resûlü'ne, Kur'an'ı, İslâm'ıve mübarek dinimizi anlatma, itminansız gönüllere itminan kazandırma,ahiret ümidi adına her şeyi kaybetmiş insanların vicdanında yenidenahiret duygusunu tüttürme ve insanların gönüllerinde cennetin binlercesene hayatı bir dakika rüyeti cemaline mukabil gelmeyen Cenab-ı Hakk'ıncemalini görme arzusunu mayalama.. işte bunların hepsi hayırhahlıktır.Ve bunların hepsine bir çırpıda, Efendimiz "En nasîha" buyuruyor. Vesonra da "Dinin ruhu nasihattir" diyor. Nasûh yukarıda da söylediğimizgibi, çok hayırhah demektir. İnsanın en fazla hayırhahlığı da kendinefsine olmalıdır. Kişi en başta nefsini bütün kötülüklerdenkorumalıdır. Nefsin korunması, temel hukukun beş prensibinden birtanesidir. İnsan nefsini yani kendisini içkiden, zinadan, küfre vedalâlete girmeden koruyacaktır. Bu korumalardan her birisi "Usul-ühamse"den biriyle alakalıdır. İnsan nefsini cehenneme layık bir hatabhaline gelmekten muhafaza etmelidir. Eğer odun gibi yaşarsa, odun gibihaşrolur, odunların gideceği yer de bellidir. Kur'an; "İnnehüm hatabücehennem." "Onlar, cehennemin odunlarıdır." diyor. Böyle olunca, herinsanın nefsine karşı hayırhahlığı, günahlara karşı çok dikkatli, titizve hassas olmasıyla mümkündür. İnsan nefsi için o kadar hayırhahdavranmalıdır ki, "Allah onu bir kere küfür ve dalâletten çıkardıktansonra, küfre ve dalâlete dönme, ona cehenneme girmekten daha ziyadeızdırap verici olmalıdır."

Bununla beraber insan yine sürçüpkayabilir. Böyle bir durum karşısında da o hemen akıl ve vicdanınıharekete geçirerek, "Ben Allah'tan kopmakla bu hâle geldim. Öyle ise,ancak O'na yeniden bağlanmakla bu durumdan kur-tutabilirim." diyecek veCenab-ı Hak'la olan irtibatını kuvvetlendirmeye çalışacaktır. Onun bucehdi, nasûh tevbenin bir yanını teşkil etmektedir. Onun diğeryanı da şudur: İnsan bir daha eski günahlarına dönmeyerek, nefsihakkında hep hayır düşünmüş olmalıdır. İnsan nasıl evlatlarınınistikbâlleri hakkında hep hayır düşünür, onların iyi olmasını veyükselmelerini diler, öyle de kendi hakkında da hep iyi şeylerdilemelidir. Onun için de, daha işin başında günahlara girmemeye azimliolmalı ve günahları açısından nefsini ele alırken, kendisinin Allah'tanuzaklaşmasını affedilmez çok büyük bir cürüm ve kapatılmaz bir uçurumolarak kabul etmelidir ki, böylece nasûh tevbe yapmış sayılsın. Allah(cc) bu zâviyeden buyuruyor ki: "Tûbû ilallahî tevbeten nasûha" Yanisiz, imanınız sayesinde, emniyet zemininde bulunuyorsunuz evet, imanetmişsiniz, gözünüz açılmış, akı-karayı birbirinden tefrik eder durumagelmişsiniz; sonra Allah'a güvenmiş ve dayanmışsınız. Bu bakımdan,şayet sürçseniz yada bir an yoldan inhiraf etseniz, katiyyen ye'se(ümitsizlik) düşmemelisiniz; zira ye'se düşmeyi gerektiren hiçbir şeyyok; çünkü Allah, şirkten başka her şeyi mağfiret edeceğine sözvermiştir (Nisa/84). Öyleyse düştüğünüz yerde kalakalmamalısınız; hemenharekete geçip, Allah'a yönelerek, eski günahlara da nedamet edip;kendinizi yeniden bulmaya çalışmalısınız ki, zannediyorum "tevbe-inasûh" denen müstesna yöneliş de bu olsa gerek. Ayrıca, bu tevbe içinşu şartları öne sürmüşlerdir:

Birincisi: İşlenen günah kul hakkıyla alâkalı ise, evvelâ o hak sahibine verilmeli ve ondan helallik dilenilmelidir.

İkincisi: Bir daha aynı günaha dönmemek üzere ciddi ve kesin bir kararlılık içinde olunmalıdır.

Üçüncüsü:O günahla tevbe arasında ikinci bir günah işlemeye vakit bırakmamalı,yani elden geldiğince günahlar beş dakika bile tevbesiz kalmamalıdır.

Tevbeninbir başka buudu da şudur: Günah, ruhta bir ızdırap şeklinde duyulmalı,vicdan da o günaha karşı bir nefret, bir tiksinti ve bir ürpertihissetmelidir. Bir insan, işlediği günahlar karşısında hasta olmuyor veızdırap çekmiyorsa, alışa geldiği gibi ağzıyla tevbe etse dahi, onunyaptığı tevbe değil, sadece bir merasim ve yararsız bir kaç sözsöylemekten ibaret kalır. Tevbe, vicdanın duyduğu nedamet ve bunedametle insanın iki büklüm olmasıdır. Dil ile söylemek ise, sadeceböyle iki büklüm olmuşluğa kavlen iştirak ve bir tercümanlıktır. Evet,tevbe ancak ızdırabın terennümüdür. Ne varki bu terennümü de yineSahib-i Şeriat'tan öğreneceksin. Yani nedamet ve ızdıraplarınıResulullah'dan öğrendiğin şeylerle soluklayacaksın: "Esteğfirullahel-azîm el-kerîm ellezi lâ ilâhe illahu tevbete abdin zalimin layemlikülinefsihi mevten velâ hayaten vela nüşurâ" "Tevbe ve istiğfar ediyorum.Öyle bir kul, bir bende, bir tasmalının tevbesi gibi tevbe ediyorum ki,kendi kendine, ne dirilebilir, ne ölebilir, ne hareket edebilir, neyatabilir, ne kalkabilir. İşte ben böyle acizlerden aciz bir zavallı;Sana günah ve zulümlerimden dolayı tevbe ediyorum." Allah Resûlündenmervi bir hadiste, tevbe ve istiğfardan önce iki rekat namaz kılmaktan,sonra da tevbe edenin başını yere koyarak tam konsantre olup, Rabbinrahmetiyle münasebete geçeceği ana kadar, secdede "Ya Hayyu ya Kayyûmbi rahmetike esteğîsü eslihlî şe'ni külleh velâ tekilni ilâ nefsitarfete ayn" "Ey Hayy-u Kayyum, benim her halimi ıslah eyle, Sen benigöz açıp kapayıncaya kadar nefsimle başbaşa bırakma" gibi dualardan dasöz ediliyor. Yani içteki nedametin bu sözlerle soluklanması tavsiyeediliyor. Bu mevzuda yine Efendimiz'den (asm) şeref südûr olmuş, sabahakşam okunan ve "seyyid-ül istiğfar" diye bilinen bir dua daha mervidirki oda: "Allahümme ente rabbî, lâ ilâhe illâ ente halaktenî ve eneabdüke ve ene ala ahdike ve va'dike mesteta't euzü bike min şerri masana't, ebûu leke bini'metike aleyye ve ebûu bizenbi feğfirli feinnehuleyağfiruzzunûbe illa ent" istiğfarıdır. Seleften bazıları, "ente"kelimesinin sonuna "Ya Gaffar, Ya Gafûr" isimlerini de ilave etmişler.Bunlar, Efendimiz'den mervi olanlar arasında olmasa da Rabbimizin ikimübarek ismini şefaatçi yaparak Allah'a teveccüh etme mânâsında çokgüzeldir.

Evet tevbe, kalbin nedamet ve ızdırap duymasıdır. Bizböyle bir ızdırabı, tevbe ve istiğfarda kullanılan kelimelerle edaettiğimiz sürece makbuldür. Ancak, içimizde günaha karşı hiçbir ızdırapduymadan, dilimiz: "Estağfirullah estağfirullah el azîm el kerîm ellezilâ ilâhe illahü el-hayyel-kayyum ve etubü ileyh." veya "Elimle,dilimle, ağzımla, gözümle, kulağımla işlediğim her günahtan tevbeettim, pişman oldum.." diyor fakat duygu ve düşüncelerimiz bukelimelere refakat etmiyorsa ve içteki dalgalanmalar soluklarımızıkesecek kadar ağırlıklarını hissettirmiyorsa, boşuna uğraşıyoruzdemektir. İnsan hiç olmazsa Allah karşısında günahlarını ifade de,vicdanından gelen sesleri soluklamalıdır. Evet tevbe ve istiğfarederken şaka ve merasim yapmıyor, herhangi bir folklörü icra etmiyoruz.Bilakis Allah karşısında gerçekten işlediğimiz bir günahtan gerçek birnedamet duygusunu Allah'a takdim ediyoruz.


Ve son olarak buradaşunu da arz edeyim: Camilerde yapılan nikah ve iman tecdidi gibi, aslıesası olmayan, ve bir mânâ ifade etmeyen sözlerin mü'minlerekazandıracağı hiçbir şey yoktur. Hele nikah gibi, ciddi bazı esaslarabağlı bir mesele de, "İnnî üridü en üceddidel-imane vennikahe" demeksadece bir tevbe olarak değil söz, dil kaideleri bakımından da tenkideaçıktır. Çünkü adam: "Ben nikahımı ve dinimi yenilemeyi düşünüyorum."diyor. Yenilediğini de söylemiyor. Yani, düşünüyorum ilerdeyenileyebilirim, demek istiyor. Allah korusun, bu çok tehlikeli birifadedir. Çünkü bir insan, bilerek veya bilmeyerek kelime-i küfrütelaffuz etmişse hemen anında tecdidi iman etmesi lazımdır. Bununyegane çaresi vicdanından gelerek, işlediği bütün günahlara, ciddi birhissi nedametle arkasını dönüp "Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedüenne Muhammeden abdühü ve Rasûlüh." demektir. Bunun ise tehiretahammülü yoktur. Müslümanları boş şeylerle avutmak faydasızdır. Cidditevbe edelim. Her hata ve her sürçmelerimizden ürperelim ve Allah'ayönelelim. Bütün bunları yaparken de Allah Resulü'nün talim ve irşaddaireleri içinde kalmaya çalışalım.
*F GÜLEN*



Vaktini elbet Allah belirleyecektir. Er ya da
geç olabilir, bu da önemli değil. Nasıl dilerse, öyle olur elbet… Fakat
umudum o ki sevenlerim, hâlimin güzel olması ve teneşire, Hakk âşığı bir
hanım olarak, tertemiz ve huzurla uzanabilmem için dua edeler.

Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz