İrfan Meclisi & Rah-ı Aşk

Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

Anneye bağımlı çocuklarda öğretilmiş çaresizlik

Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

&AHİRZAMAN&

avatar
AKTİF ÜYEMİZ
AKTİF ÜYEMİZ
Bir çocuk nasıl anneye bağımlı hale gelir? Anneye bağımlı hale gelen
çocukların kişilik özellikleri nedir? Bu soruların cevabını verebilmemiz
için doğumdan okul çağına kadar çocuğun zihinsel gelişimini izlememiz
gerekir. Bilindiği gibi, çocuğun doğuma kadar olan zihinsel potansiyeli
genetik mirasa, yani anneden babadan ve atalarından genler vasıtasıyla
intikal eden kodlara bağlıdır. Buna doğuştan gelen zihinsel yetenek
diyebiliriz. Yeni doğan bir bebeğin genetik kodlar vasıtasıyla sahip
olduğu zihinsel yeteneklerin açığa çıkması ve işlerlik kazanması aileden
alacağı eğitime bağlıdır.

Yeni doğan bir bebek, annenin koruması ve bakımı olmadan hayatını
devam ettiremez. Annenin şefkatli kollarında ve sıcak kucağında süt
emen, altı kirlendiğinde temizlenen, koruyup kollanan bir bebek, geldiği
bu yeni dünyada yalnız ve korumasız olmadığını hissetmeye ve anneye
güven duymaya başlar. Güven duygusu sadece beslenme ve bakıma bağlı
olmayıp, anneden aldığı sevgi ve şefkatle yakından ilişkilidir. Bu
sebepledir ki, en az iki yaşına kadar anne çocuk beraberliği güven
duygusunun gelişiminde çok önemlidir. Bu süreyi anne sevgisinden ve
şefkatinden ayrı geçiren bir bebek, resmi kurumlarda çok iyi bakılıp
beslense dahi, zihinsel ve duygusal yönden geri kalmakta; güven duygusu
gelişmemektedir.

Çocuk kendi ayakları üzerinde dikilene kadar gerekli olan besleme,
temizlik, yardım ve koruma gibi annelik hizmetleri, yürümeye ve
konuşmaya başladıktan sonra yavaşlatılmalı; elini yüzünü yıkama,
dişlerini fırçalama, yemeğini kaşıkla yeme, giyinip soyunma,
oyuncaklarını toplama, tuvalet ihtiyacını giderme gibi becerileri
annesinin yardımı olmadan kendi başına yapabilmesi için teşvik edilmeli
ve eğitilmelidir.

Bir çocuk üç-dört yaşına geldiğinde yukarıda saydığımız becerileri
kazanmış olmalıdır. Eğer anne yardım etmeye devam eder, “sen yiyemezsin
ben yedireyim, sen giyemezsin ben giydireyim, atlama düşersin, koşma
terlersin,” diyerek sıkıntı yaşamadan her ihtiyacı karşılanır, her
istediği yerine getirilirse; anneye bağımlı hale gelir, yapabileceği
işleri yapamaz olur. Buna psikolojide “öğretilmiş beceriksizlik”
diyoruz. Öğretilmiş beceriksizliğe maruz kalan çocuklar, karşılaştıkları
problemleri anne ve babalarının yardımı olmadan çözemez, kendi
başlarına karar veremez, sorumluluk almak istemezler.

Anneye bağımlı çocuklar, ihtiyaçlarının karşılanmasını, her isteğinin
yerine getirilmesini anne ve babanın görevi bilir; çaba sarf etmeye
gerek duymazlar. Hazıra alıştıkları için zihinsel ve fiziksel olarak
tembel bir kişilik kazanmışlardır. Özgüvenleri çok zayıftır. Arkadaş
edinmede ve oyun kurmada güçlük yaşarlar.

ANNEYE BAĞIMLI
ÇOCUKLARDA
OKUL KORKUSU
Eğer okulların açıldığı gün bir ana okulunun veya ilköğretim okulunun
önünde bulunma ve çocukları gözlemleme fırsatı bulmuşsanız; sanırım
bulmuşsunuzdur. İçinizde anne baba olanlar çocuğunu okula götürdüğü ilk
günü hatırlayacaklardır. Bazı çocuklar annelerinin elinden ve eteğinden
tutmuş, korku ve panik içinde etrafa bakmaktadır.

Bu çocuklar anneleriyle birlikte sınıfa girmek, aynı sıraya birlikte
oturmak isterler. Öğretmenler, okulun ilk birkaç günü bu çocukların
okula alışmaları için anneleriyle birlikte oturmalarına izin verir.
Ancak bir hafta sonra bile anneleriyle birlikte oturmakta ısrar eden;
anneleri ayrılmak istediğinde ağlayarak peşinden giden çocuklar vardır.
“Okul korkusu” veya diğer adıyla “okul fobisi” yaşayan bu çocuklar aşırı
koruyup kollanan, her ihtiyacı anne baba tarafından karşılanan, hazıra
alışmış, aileye bağımlı hale getirilmiş çocuklardır.

Aileye bağımlı çocuklarda “öğretilmiş âcizlik” dediğimiz özürlü bir
kişilik gelişmektedir. Dev ağaçların gölgesinde kalan taze fidanlar,
nasıl büyümeleri için gereken ışığı alamadıkları için bodur kalır,
gelişemezlerse; bu çocuklar da anne babalarının gölgesinde kalmış,
gelişememiş fidanlardır. Aileye bağımlı çocuklar, anne ve babalarının
yardımı olmadan yemeğini yeme, dişini fırçalama, tuvalet ihtiyacını
giderme, oyuncaklarını toplama, bakkaldan ekmek alma gibi akranlarının
rahatlıkla yapabildikleri işleri yapamazlar. Anne ve babalarından ayrı
kalmaktan korkar, kendi başlarına okula gidip gelemez, yatılı okulda
kalmak istemez, kalabalıkların içinde kendilerini yalnız hissederler.

Anne baba okula başlayan çocuklarına yardım etmeye devam eder, okula
götürüp getirir, çantasını taşır, derslerine ve ödevlerine yardım eder;
hatta çocuk ödevini yapmadan uyuduğunda öğretmenine mahcup olmasın diye
ödevini yaparsa; çocuk “demek bunları yapmak da annemin ve babamın
görevi” diye düşünecektir.

İlköğretim üçüncü sınıfa giden bir erkek öğrenci sınıfta kitapsız
oturuyordu. Öğretmen neden kitabı olmadığını sordu. Çocuğun verdiği
cevap çok ilgi çekiciydi: “Annem kitabımı çantama koymayı unutmuş.”
İlköğretim üçüncü sınıfa giden bir çocuk, çantasını hazırlama görevinin
annede olduğunu zannediyorsa; bu çocuk kesinlikle aileye bağımlı,
öğretilmiş bir beceriksizdir.

“Neden Ağlıyorsun Anne, Bak Düşmedim”
Anne baba okulunda “öğretilmiş beceriksizlik” konusunu işlerken bir
annenin gözlerinden yaşlar aktığını gördüm. Aramızda şöyle bir diyalog
geçti:

“Neden ağlıyorsunuz, sizi üzecek bir şey mi söyledim?”
“Hayır, beni üzecek bir şey söylemediniz; aksine beni büyük bir yanlıştan döndürdünüz…”
“Nasıl bir yanlışlık bu; bizimle paylaşmak ister misiniz?”
“Şimdi paylaşmak istemiyorum; birkaç gün sonra belki…”
Aradan bir hafta geçmiş; ben olayı neredeyse unutmuştum. Anne
aramızda geçen diyalogu hatırlattı ve yaşadıklarını paylaşmak istediğini
söyledi. Bunu duyduğuma çok sevinmiştim. Anne anlatmaya başlamış, bütün
sınıf dikkatle dinliyordu.

İşte annenin anlattıkları: “Siz öğretilmiş acizlik konusunu işlerken
içim cız etmişti. Göz yaşlarımı tutamadım. Biri kız biri erkek iki
çocuğum var. Kızım on yaşında ilköğretim dördüncü sınıfa gidiyor. Oğlum
henüz üç yaşında. İkisini de çok seviyorum. Ancak, sizi dinlerken, bu
sevgimi hatalı yönde kullandığımı fark ettim. Başlarına bir kaza
gelmesinden, yanlış yapmalarından, mutsuz olmalarından korktuğum için
bütün ihtiyaçlarını karşılıyor, en basit işlerde bile yardım ediyor,
neyi nasıl yapacaklarını ben söylüyordum. Kızımı okula ben götürüp
getiriyor, ders programını ve ödevlerini ben takip ediyor, yanına oturup
ödevlerini ben yaptırıyordum. Onu kendime bağımlı hale getirdiğimi
ancak şimdi anlayabiliyorum…”

Anne derin bir nefes aldıktan sonra anlatmaya devam etti: “Sizi
dinledikten sonra, çocuklarıma karşı annelik tutumumu değiştirmeye karar
verdim. Kızım kendi başına okula gidip gelebilsin diye onu
cesaretlendirecektim. Odasının dağınıklığını artık ben toplamayacaktım.
Yardım istemedikçe derslerine ve ödevlerine karışmayacaktım. Ancak
uygulamaya kalkınca bunun o kadar da kolay olmadığını anladım. Kızımı
karşıma aldım. “İlişkilerimizde bazı değişiklikler yapmaya karar
verdim…” dedim. “Bazı şeyleri benim yardımım olmadan yapabilecek kadar
büyüdüğünü düşünüyorum. Okula kendi başına gidip gelebilirsin. Artık
odanın dağınıklığını ben toplamayacağım, kendin toplayabilirsin. Benden
yardım istemedikçe derslerine ve ödevlerine karışmayacağım; çalışma
programını kendin yapacaksın…”

Daha söyleyeceklerimi tamamlamadan kızım ağlamaya başladı. “Ama bu
nasıl olur?” dedi. “Artık beni sevmiyor musun? Bu söylediklerini, sen
olmadan, nasıl yapabilirim?..” Kendimi kızımın yerine koyunca ona hak
verdim. Onu hazıra ben alıştırmıştım. Kendi ayakları üzerinde durmayı da
yine ben öğretecektim. Eğer senin yaşındaki kızlar yapabiliyorsa, sen
de yapabilirsin; bence denemeye değer, hemen pes etme, dedim. Deniyoruz,
başaracağımızı ümit ediyorum.”

“Gelelim üç yaşındaki oğluma. Onu da kendime bağımlı hale
getirmiştim. Ancak, birkaç gün önce yaşadıklarımız bana ümit verdi.
Sanırım onunla işimiz daha kolay. Oğlumla sokakta yürürken veya merdiven
inip çıkarken elinden tutuyor; başına bir kaza gelmesin diye elini
bırakmıyordum. Çocuğum elini kurtarmaya ve kendi başına yürümeye
çalıştıkça, ben “hayır” diyordum.

Tutum değiştirmeye karar verdiğim gün, oğlumla bakkaldan ekmek almış eve geliyorduk. Bir deneme yapmak istedim. Oğluma döndüm:
“Ahmet, dedim, neden sokakta değil de yaya kaldırımında yürüyoruz?’
“Çünkü, dedi, sokakta yürürsek arabalar bize çarpar.”
“Elini bıraksam, sokakta mı yürürsün, kaldırımda mı?”
“Kaldırımda.”
“Evet, sen akıllı bir çocuksun, nerede yürüyeceğini biliyorsun. Artık
elinden tutmama gerek yok” dedim ve elini bıraktım. Söylediklerime ve
elini bırakmama inanamadı. Tek başına yürümenin zevkine varmak
istercesine adımlarını hızlandırdı. Düşecek diye korktum. Alışkanlık
işte… “Ahmet, biraz yavaşla lütfen, sana yetişemiyorum…” dedim.

Apartmanımızın dış kapısından girdik. İkinci kata, dairemize, çıkan
merdivenin başında durduk. “Ahmet, dedim, artık yeterince büyüdün.
Elimden tutmadan bu merdiveni kendi başına çıkabilirsin.” Aslında o
benim elimden tutmuyordu; ben onun elinden tutuyor, bırakmıyordum… O
anki şaşkınlığını anlatamam. Sanki uzaydan gelmişim gibi yüzüme baktı.

“Gerçek mi? Gerçekten büyüdüm mü?”
“Evet oğlum, gerçekten büyüdün…”
Merdiven basamaklarından bir çıkışı vardı ki, anlatamam. Ha düştü, ha
düşecek. Yüreğim ağzıma geliyor, “dikkat et, düşeceksin!” dememek için
kedimi zor tutuyordum. Merdivenin son basamağını da çıkınca geriye
döndü, zafer kazanmış komutan edasıyla ellerini havaya kaldırdı.
“Yaşasın, çıkabildim!” dedi. Yüzündeki sevinci görmeliydiniz. Göz
yaşlarımı tutamadım. Ağladığımı görünce: “Neden ağlıyorsun anne, bak
çıkabildim, düşmedim…” dedi.

Gerçek sevginin ne olduğunu şimdi anlıyorum. Aşırı sevgi ve koruma
içgüdüsüyle çocuklarımızın yeteneklerini köreltiyor, onlara
beceriksizliği öğretiyormuşuz.”

Kaynak=Zafer Dergisi...



En son &AHİRZAMAN& tarafından Cuma 13 Ağus. 2010 - 7:11 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi

Bi_iznillah

avatar
SADIK ÜYEMİZ
SADIK ÜYEMİZ
paylaşım için teşekkür ederim...
bir solukta okudum ama azıcıkta içim burkuldu okurken...

çok sevdiğim dünya tatlısı yeğenim var...

her satırda onu gördüm...

bence bebeklerin , çocukların her anları doya doya yaşanmalı...

annesine bağımlı olsun ne olur ki vakti geldiğinde zaten ayakları üzerinde duracaklar...

insan ömrü çok çok kısa hemencecik bitiveriyor....

sevgi dolu yaşanmalı bence....

heranı kaçırmadan yaşamaya çalışılmalı....

MAESSELAME...

&AHİRZAMAN&

avatar
AKTİF ÜYEMİZ
AKTİF ÜYEMİZ
Bi_iznillah demiş ki:paylaşım için teşekkür ederim...
bir solukta okudum ama azıcıkta içim burkuldu okurken...

çok sevdiğim dünya tatlısı yeğenim var...

her satırda onu gördüm...

bence bebeklerin , çocukların her anları doya doya yaşanmalı...

annesine bağımlı olsun ne olur ki vakti geldiğinde zaten ayakları üzerinde duracaklar...

insan ömrü çok çok kısa hemencecik bitiveriyor....

sevgi dolu yaşanmalı bence....

heranı kaçırmadan yaşamaya çalışılmalı....

MAESSELAME...

Ben teşekkür ederim efendim...

Rabbim yeğeninizi her daim mutlu,mesud.dinine bağlı,vatanını seven,ailesini sevip kollayan ve merhametli bir insan olarak yetiştirmeyi nasip etsin insaAllah...

Ben bu konulara yani çocuk yetiştirme konularına hep terazinin iki kefesi olarak bakar ve öyle düşünürüm.

Şöyle ki sağ taraf merhamet,sevgi,saygı vs... aklınıza gelebilecek her türlü güzel insani duygular...

Sol tarafta,daha ileriyi düşünerek ve bu saydığımız duyguların arasındaki koordinasyonu sağlayacak ve yeri geldiğinde bireyin bu duyguları karşıya yansıtmasını sağlayacak bir mekanizma olur.

Bu mekanizmayı nasıl işler hale getirebiliriz pekii.Çocuk büyüdüğü zaman merhametin güçsüzlük olmadığını,insanı sevmenin aynı zamanda Yaradan ı da sevmek olduğunu,anne babaya saygının sonucunda sana en büyük hediyenin cennet-ül baki olacağını ve bunların yanında bu kainatta nasıl bir nokta hükmünde isek ahirette de yalnız olacağımızı,maalesef yaptıklarımızla başbaşa kalacağımızı hayatında yaşayabilmesi için neler yapmalıyız?

Onun cesaretli,kendine güvenen,metin ve en önemlisi en yakınını kaybetse dahi "İnna lillahi ve inna ileyhi raciun" diyerek "Ey sevdiğim merak etme!Yaradan bizi bizden daha iyi biliyor.Ben inanıyorum ki orda da beraber olacağız" diyebilecek güç,metanet ve sabrı gösterebilecek bir birey yetiştirilmelidir.

Örneğin azimli ve tuttuğunu koparan bir insan olabilmesi için en başta anne ve babanın "onu yapamazsın,dur ben yapayım" dememesi lazım."Yaparsın oğlum,sabırlı ve kararlı olmalısın" diyebilmesi lazım.

Anne ve babanın bir parçasıdır çocukları.Onlara ne kadar çok sevgiyi,saygıyı,paylaşmayı,merhameti öğretirlerse ve ne kadar ona bu duygularla bağlı olurlarsa bu iyidir.Normal olandır yani.Anne ve babaya sevginiz çok fazla az azaltın demekte mümkün bir durum değil bence.

Son olarak Efendimizle bağlayalım konumuzu:

Nebi (s.a) kızı Zeynep (r.anhâ) ölüm hâlinde olan oğlu için babası Hz.
Peygmber (s.a)e haber gönderdi. (Bunun üzerine) Resûlullah kalktı!.. Berâberinde
Sâad ibni Ubâde (r.a) Muaz İbni Cebel (r.a) Ubey İbni Kâb (r.a) ve Zeyneb
İbni Sâbit (r.a) ile (Zeyneb'in evine) geldi. Hasta çocuk Nebi (s.a)in
(kucağın)a verildi. Çocuk ölüm ızdırabında idi. Vücûdu (zayıflıktan) kırbaya
dönmüştü. Resûlullâhın iki gözü yaş döküyordu. Sâad İbni Ubâde (r.a):
-Yâ Resûlullâh! Bu yaş, bu ağlayış nedir? diye hayretini açıkladı. Resûlu
Ekrem (s.a):
-Bu gözyaşı Allah'ın merhametli kullarının gönüllerine koyduğu Rahmeti
ilâhiyesinin eseridir. Cenâbı Hak bu rahmeti kullarından
şefkatli olan gönüllere ihsân eder!.. buyurdu.

Fevkalade bir merhamet tablosunu Hz. Aişe (r.aanha) validemiz şöyle
canlandırıyor:
-Bir gün bana yoksul bir kadın gelmişti. Kadıncağız iki kızını sırtına
sarmış, dileniyordu. Kadına üç adet hurma verdim. Kadın da her birine birer
hurma verdi. Kalan bir hurmayı da yemek için ağızına götürmüştü ki, kız
çocukları bu hurmayı da istediler. Kadıncağız yemek istediği bu hurmayı
da, ikiye ayırarak kızlara verdi. Kadının bu işine hayretle baktım. Durumu
Hz. Peygamber (s.a)e söyledim. Resûlu Ekrem (s.a):
-Kesinlikle Cenâbı Hak, bu şefkatinden ötürü kadına Cenneti vâcip kıldı!
Ravinin diğer rivayetine göre:
-Bu sâyede Cehennemden azâd etti! (Olundu) buyurdu.

Allâhu Zül Celâl Hazretlerinin şefkat ve merhameti ise kullarınkisine
nazaran katkat üstündür. Bir gün Nebî (s.a)in huzuruna (Havâzin kabilesinden)
bir takım esirler gelmişti. Bunun içinde (emzikli) bir kadın vardı. (Çocuğunu
kaybetmişti). O göğsüne biriken sütü sağıyor çocuklara veriyor, emziriyordu.
Bu kadın esirler arasında çocuğunu gördü. Hemen alıp sînesine bastı. Ve
derin bir şefkatle çocuğunu emzirmeye başladı. Bu yüksek şefkat tablosunu
gören Rasûlu Ekrem (s.a):
-Bu kadının çocuğunu ateşe atacağını sanır mısınız? dedi. Biz:
-Hayır! Elinden geldikçe atmaz!... dedik. Rasûlü Ekrem:
-"İşte Allah Teâlâ kullarına, bu kadının çocuğuna şefkatinden daha merhametlidir."
buyurdu.
Cenâbı Hak buyurdu:
-Benim Rahmetim her şeyi kuşatmıştır.
Gene Cenâbı Allah buyurdu:
-Ben azâbımı kullarımdan dilediğime raslatırım. Rahmetim ise dünyâda
herşeyi kuşatmıştır. Hem mü'mine hem de kâfire kapsamlıdır. Fakat âhirette
onu, küfürden sakınanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize îmân etmiş
olanlara has kılacağım.

Allah kıyâmet günü öyle mağfiret edecek ki, böyle birşey insanın kalbine
gelmemiş olacak!

Ey nefislerine fenalık yapmada ileri gidenler! Allah'ın rahmetinden
ümit kesmeyiniz! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. O Gafûrdur! Rahimdir.
Allahu Zül Celâl Hazretleri yüz rahmet yarattı. Bu her bir rahmet gök
ile yer arasını dolduracak kadardır. O rahmetten ancak bir tânesi yaratılanlar
arasında pay edilmiştir. Bunun için anne çocuğuna acır, bu sebeple vahşi
hayvanlar ve kuşlar su bulup içer ve bununla yaratılanlar birbirlerine merhamet
ederler.
Yüz rahmetten geri kalan ise kıyâmette 99 rahmeti 99 misli yapar ve
onları muttakilere ayırır. (Rahîm sıfatı olarak)
Buhârinin metninde son paragraftan önce şöyle bir ilâve dahi vardır:
-Hatta kısrak yavrusunu emzirirken, ayağı ona dokunur korkusu ile ayağının
tırnağını yukarı kaldırır.


Merhamet edelim, merhamet olunalım.

Esselamu Aleykum ve Rahmetullah ve Barekatuhu ve Mağfiretuhu...

Maesselame..

Bi_iznillah

avatar
SADIK ÜYEMİZ
SADIK ÜYEMİZ
Anne ve babanın bir parçasıdır çocukları.Onlara ne kadar çok sevgiyi,saygıyı,paylaşmayı,merhameti öğretirlerse ve ne kadar ona bu duygularla bağlı olurlarsa bu iyidir.Normal olandır yani.Anne ve babaya sevginiz çok fazla az azaltın demekte mümkün bir durum değil bence....

güçlü olsun çocuklar...
anne ve babalarının elinden tutarak güçlü olsunlar...

ilerde yaşlandıklarında yine onların ellerinden tutacaklar...

gerekirse sırtlarında taşıyarak bu sefer onlar anne ve babalarına bakacaklar.....


güzel bilgiler için teşekkür ederim...

Yüceler Yücesi Mevlam razı olsun....

cennetine girip cemalini görenlerden eylesin inşaALLAH...

MAESSELAME.....

(dualarınız için amin binlerce kez amin...)

&AHİRZAMAN&

avatar
AKTİF ÜYEMİZ
AKTİF ÜYEMİZ
Bi_iznillah demiş ki:Anne ve babanın bir parçasıdır çocukları.Onlara ne kadar çok sevgiyi,saygıyı,paylaşmayı,merhameti öğretirlerse ve ne kadar ona bu duygularla bağlı olurlarsa bu iyidir.Normal olandır yani.Anne ve babaya sevginiz çok fazla az azaltın demekte mümkün bir durum değil bence....

güçlü olsun çocuklar...
anne ve babalarının elinden tutarak güçlü olsunlar...

ilerde yaşlandıklarında yine onların ellerinden tutacaklar...

gerekirse sırtlarında taşıyarak bu sefer onlar anne ve babalarına bakacaklar.....


güzel bilgiler için teşekkür ederim...

Yüceler Yücesi Mevlam razı olsun....

cennetine girip cemalini görenlerden eylesin inşaALLAH...

MAESSELAME.....

(dualarınız için amin binlerce kez amin...)


Amin amin amin efendim...

Rabbim razı olur inşaAllah...

Selam dua ve muhabbetle...

Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz