İrfan Meclisi & Rah-ı Aşk

Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

miraç kandili

Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 miraç kandili Bir Çarş. 7 Tem. 2010 - 20:59

belinay

avatar
S.MODERATÖR
S.MODERATÖR
[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

MİR'ÂC
KANDİLİ ...Allah’ın emriyle Peygamber Efendimiz (sas)’in rûhen ve bedenen, Burak
isimli semavî bir binite binerek Cebrail ile birlikte Mekke’deki Mescid–i
Haram’dan Kudüs’teki Mescid–i Aksa’ya [Beytü’l–Makdis> kadar yapmış olduğu
gece yolculuğuna –ki buna İsra denilir–, oradan da bir mi’râcla [manevî
asansör> yedi kat göklere yükselip tâ Sidretü’l–Müntehâ’ya ulaşması, burada
Cebrail’i arkada bırakıp Refref denilen ledünnî binitle Allah’ın huzuruna varıp
O’nun Zât–ı Akdes’ini yakînen müşahede etmesi ve zaman–mekân üstü konuşması
olaylarına Mi’râc denilir.

İki aşamalı bu gökler ötesi yolculuk,
peygamberliğin 12. yılında, hicretten 18 ay önce, mübarek üç ayların ilki olan
Recep ayının 27. gecesinde (Regâib gecesinden yirmi küsur gün sonra)
gerçekleşmiştir. Kadir gecesinin de Ramazan’ın 27. gecesi olması ile aralarında
çok gizemli bir tevafuk vardır. Bediüzzaman Hazretleri: “Mi’rac gecesi ikinci
bir Kadir gecesi hükmündedir.” sözleriyle, bu gecenin Kadir gecesinden sonra en
kutsal bir gece olduğunu belirtmişlerdir. Ebu Talip’in ve Hatice validemizin
vefatı ile çok hüzünlenen, müşriklerin üç yıl süren ablukası ve Tâiflilerin
saldırıları karşısında daralan Allah Rasûlü (ve mü’minler), bu mi’rac olayı ile
çok muhteşem bir teselliye ve ihsan–ı İlâhîye ve nail olmuştur. Üç ayların ilk
kandili, Regaip gecesi, ikinci Mi’rac gecesidir.

Regaib gecesi, Zât–ı
Ahmediye’nin terakki hayatının başlangıcının ünvanıdır. Mi’rac gecesi de Zât–ı
Ahmediyenin terakki hayatının zirve noktasının ünvanıdır.

Kur'ân–ı
Kerim’de İsrâ suresi (17/1) bu İsrâ olayını anlatır. Necm suresi de İsrâ’nın
devamı olan Mi’râc hadisesini anlatır. Âyetlerde biraz da kapalı olarak
anlatılan bu esrarengiz yolculuğu, Peygamberimiz (sas) bir çok hadîslerinde
detaylarıyla anlatmışlardır. Bir gece Kâbe–i Muazzama’nın Hatîm mevkiinde
yatarken, Cebrail (as) gelip mübarek göğüslerini yardı, kalbini zemzem suyu ile
yıkadıktan sonra içini iman ve hikmetle doldurup eski hâline koydu. Sonra beyaz
bir binek Burak ile (normalde bir aylık mesafedeki) Mescid–i Aksa’ya uçtular.
Orada bütün peygamberlerin ruhlarına imam olup namaz kıldırdı. Bu, onların
şeriatlerinin asıllarına mutlak varis olduğunu ifade ediyordu. Bir de kendisine
su, şarap ve süt takdim edildi. O, fıtrî ve tabiî olan sütü içti. Bu ise
ümmetinin doğru yola iletildiğini ifade ediyordu. Ardından yüceliklere
yükseltici bir mi’rac (manevî asansör) ile göklere çıkartılıp yedi kat semaları
bir bir dolaştırılmıştır. 1. kat semada: Hz. Adem’le, 2. kat’ta Hz. İsa ve Hz.
Yahya, 3. kat’ta Hz. Yusuf, 4. kat’ta Hz. İdris, 5. kat’ta Hz. Harun, 6. kat’ta
Hz. Musa ve 7. kat’ta Hz. İbrahim ile görüştü. Melekleri, Cennet ve Cehennem’e
kadar bütünüyle ahiret hayatını müşahede etti. Bütün mülk ve melekût âlemlerini
dolaştı. Cebrail daha sonra Peygamberimiz’i daha da yükseklere çıkardı, öyle bir
fezaya vardılar ki kaderleri yazan kalemlerin cızırtıları duyuluyordu. Nihayet
varlıklar âleminin son sınırı olan Sidretü’l–Müntehâ’ya ulaştılar. Cebrail:
“İşte burası Sidretü’l–Müntehâ’dır. Ben buradan bir parmak ucu ileri geçecek
olursam, yanarım.” dedi. Peygamberimiz’e Sidre’de dört kutsal nehir ve her gün
yetmiş bin meleğin ziyaret ettiği Beyt–i Ma’mûr gösterildi. Sonra kendisine
şarap, süt ve bal dolu üç bardak sunuldu. O, yine sütü tercih etti. İçtiği süt,
onun ve ümmetinin fıtratı, yani hilkat–i İslâmiyesiydi. Ayrıca şehitlerin ve
muttakilerin cenneti olan Cennetü’l–Me’vâ’yı temaşa etti.

Cebrail’i
geride bırakan Zât–ı Ahmediye Aleyhisselam, burada Refref’e binerek Arş–ı
A’lâ’ya urûç etti ve tâ Kâb–ı Kavseyn olarak belirtilen “imkân dairesinin bitiş,
vücûb dairesinin başlama sınırına” ulaştı. Huzûr–u Kibriya’da Zât–ı Akdes’e ok
yayının iki ucu kadar, hattâ daha fazla yaklaştı. Cemâlullah’ı perdesiz ve
vasıtasız olarak müşahede etti, Onunla zaman ve mekândan münezzeh olarak bîkem u
keyf konuştu. Daha sonra tekrar Refref’le Sidre’ye geri döndü. Orada Cebrail’i
asıl hüviyetiyle –tıpkı ilk defa Hira’da gördüğü şekliyle– gördü. Müteakiben de
yine Cebrail ile birlikte göz kırpması kadar kısa bir zaman parçasında dünyaya
nüzûl eylediler.


“Ben mi’racdan daha güzel bir şey görmüş değilim”
diyen Peygamberler Sultanı, mi’rac yüceliklerinden –âdeta bir vefa duygusuyla–
geri dönerken yanında ümmetine çok büyük hediyeler getirmiştir. Birincisi: Beş
vakit farz namazı getirmiştir. İhsan şuuruyla kılınan namazlar, ümmetin mi’rac
asansörleri olacaktır. İkincisi: “Âmenerrasûlü” diye bilinen âyetleri
getirmiştir. [Bakara, 2/285–286>. Üçüncüsü: İsra Suresi’nin 22–39.
âyetlerinde bahsedilen 12 adet İslâm prensibini getirmiştir. Dördüncüsü: Allah’a
hiçbir şeyi ortak koşmadan ölen kimselerin günahlarının affedileceği ve Cennet’e
girecekleri müjdesini getirmiştir. Beşincisi: İyi amele niyetlenen kişiye –onu
yapamasa bile– bir sevap; eğer yaparsa on sevap yazılacağı; fakat kötü amele
niyetlenen kişiye –onu yapmadığı müddetçe– hiçbir günahın yazılmayacağı; ancak
işlediği zaman da sadece bir günah yazılacağı müjdesini getirdi. Bir diğer
hediye de, Mi’rac gecesi Allah ile karşılıklı selâmlaşma ve sohbetlerinden bazı
sözleri getirmiştir ki et–Tahiyyâtü diye meşhur olan bu sözler, bütün namazlarda
teşehhütte otururken okunmakla Mi’racda Allah ile Habibi (sas) arasındaki o
kutsî sohbeti hatırlatmakta ve benzerî bir mükâlemeye namaz kılanı mazhar
etmektedir.

Evet Zât–ı Ahmediye, bütün velayetlerin üstünde bir külliyet
ve ulviyetle tezahür eden velayetinin bir neticesi olarak İlâhî kemal
mertebelerinde seyr ü sülûk olan Mi’rac ile huzur–u kibriyaya uzanan yolu
açmıştır. Kapıyı da açık bırakmıştır ki, arkasındaki evliyayı ümmet, ruh ve kalp
ile o nuranî caddede, Mi’râc–ı Nebevî’nin gölgesinde seyr ü sülûk edip
istidatlarına göre yüce makamlara çıkıyorlar. Mi’rac'ta farz kılınan beş vakit
namaz, mü’minin mi’racıdır; ve Mi’rac–ı Ekber'in (Efendimiz’in Mi’racı)
cilvesine mazhar olan bir mi’rac–ı asgar (küçük mi’rac'tır. Bu mi’racın zirvesi
ise secde hâlinde yaşanır, kulun Allah’a en yakın olduğu anda. Her mü’min,
namazın fiil ve rükünlerine fikrini bindirip, bir nevi mi’rac ile kâinatı
arkasına atıp huzura kadar gider.

Bediüzzaman Hazretleri: “Leyle–i
Mi’rac, ikinci bir Leyle–i Kadir hükmündedir. Bu gece mümkün oldukça çalışmakla
kazanç birden bine çıkar. Şirket–i maneviye sırrıyla, inşâallah her biriniz
kırkbin dil ile tesbih eden bazı melekler gibi, kırk bin lisan ile bu kıymetdar
gecede ve sevabı çok bu çilehanede ibadet ve dualar edeceksiniz ve hakkımızda
gelen fırtınada binden bir zarar olmamasına mukabil, bu gecedeki ibadet ile
şükredersiniz.” sözleriyle bu gecenin manevî bir fırsat bilinip
değenlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmişlerdir.

M. Fethullah Gülen
Hocaefendi: “Mi’rac'ın esas armağanı namazdır ve bu aynı zamanda her mü’minin
mi’racı olarak, onları da miraca götürecek nurdan bir helezondur. Namaz,
herşeyiyle halis bir ibadet ve mi’rac için yegane vesile, sonra da Allah Rasulü
(sas)’ne gökler ötesi seyahatin en son noktasında tevdi edilen İlâhî bir
armağandır. Bu armağan içinde herkese kılacağı namazı ölçüsünde bir mi’rac
mukadderdir.” “Mü’min için her namaz bir mi’râc vesilesidir. Ve mü’mine düşen de
her namazda farklı farklı buudlarda bile olsa mi’râcını tamamlamaktır.” “Mi’raca
namazla çıkılır.. Allah’a namazla ulaşılır, enbiyanın huzuruna namazla varılır.
Ama herkes bunu namazda kendine göre hisseder ve kabiliyeti nispetinde
yükseldiğini duyar. Herkesin hissettiği kendi miracıdır.”


“Bu
bağlamda, fıkıh kitaplarında bir Mi’rac gecesi namazından bahsedilmektedir ki,
kılınması müstahsen görülmüştür: 12 rek’attir. Her rek’atında fatiha suresiyle
beraber herhangi bir sure okunarak iki rek’atte bir selâm verilir. Sonra da 100
kere “Sübhânellâhi velhamdü lillahi vela ilahe illallâhü vellâhü ekber.”
denilmelidir. Müteakiben ise 100 kere tevbe ve istiğfar edilip, 100 kere de
Efendimiz (sas)’e salât ü selâm getirilmelidir. Gündüzünde de oruçlu
bulunmalıdır; zira bu hâlde günaha dair olmaksızın yapılacak her duanın kabul
edileceği inayet–i İlâhîden umulur. Ayrıca bütün mü’minlere dua etmeyi de
unutmamalıdır.

Nasıl ki Efendimiz’in Mevlid kandillerinde, Onun kutlu
doğumunu anlatan Mevlidler okunur; öyle de Mi’rac kandillerinde, bu semavî
seyehati anlatan Mi’râciyeler okunur. Mevlid–i Nebi şairi Süleyman Çelebi’nin
“Söyleşirken Cebrail ile kelâm / Geldi Refref önüne, verdi selâm” beytiyle
başlayan mi’raciyesi meşhurdur. Bu kandil gecesi, Mi’rac olayını anlatan
hadîsler ve kitaplar yeniden okunmalı, toplantılar düzenleyip mi’raciyeler
okutulmalıdır. Gönüller ilâhilerle coşmalı, ilmî–manevî sohbetlerle kendinden
geçmelidir. Kur'ân’dan özellikle [İsra, 17/1, 22–39. âyetleri, Necm 53/1–18;
Bakara, 2/285–286> âyetleri ve tefsirleri okunabilir. Eğer kişi, Kur’ân’ın
dilinden kalp kulağıyla iman derslerini dinleyip başını kaldırıp vahdete tam
yönelse, “kulluğun mi’racı”yla kemalat arşına çıkabilir. Mi’rac'ta iman
hakikatleri gözle görüldüğü için, bu kandil gecesi imanî konuları ve o konular
içinde Mi’rac'a ait meseleleri derinlemesine okuyup mütalâa etmek lâzımdır.
“Mi’rac–ı imânî” ile âdeta İlâhî mükâlemeye nail olmalıdır.

Camilerde
cemaatle kılınan akşam ve yatsı namazları ve okunan Kur'ân’larla kıvamını bulan
ruhlar, daha sonra evlerine çekilmeli, evlerindeki mescid–i haram mesabesindeki
odalarından seccade burak’ına binerek ilham cebrail’i eşliğinde ihlas mescid–i
aksa’sına varmalı; orada gözyaşıyla karışık bir kâse mânâ sütü içtikten sonra
secdelerin mi’racıyla yükselip âyetlerin kanatlarında ruhunun mülk ve melekût
semalarına yelken açmalı, her rek’atta âdeta bir kat yukarılarına doğru
yücelmeli, bir noktadan sonra binit değiştirip ihsan refref’ine binerek kendi
kemal sidre–i müntehalarında pervaz etmeli, nihayet insanda arş–ı azam
mesabesindeki kalbin derece–i ufkuna urûç ile tâ kâbı kavseyne ulaşıp
“et–tahiyyâtü”nün sırrıyla huzur–u kibriya’da sünûhât ve ilhâmât ötesi bir nevi
mükâleme–i İlâhiye ve müşahede–i Rabbâniyeye mazhar olmalıdırlar.


KANDİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Bütün kandil gecelerinde
yapılabilecek ve yapılması gereken önemli bir takım afv ü mağfirete nail olma,
ecr ü sevap kazanma, manevî terakki kaydetme, bela ve musibetlerden kurtulma ve
rıza–i İlâhiye ulaşma vesileleri vardır ki, bunlardan bazılarını maddeler
hâlinde kısaca ve toplu olarak yeniden hatırlamakta yarar var:

1.
Kur'ân–ı Kerim okunmalı; okuyanlar dinlenmeli; uygun mekânlarda Kur'ân
ziyafetleri verilmeli; Kelamullah’a olan sevgi, saygı ve bağlılık duyguları
yenilenmeli, kuvvetlendirilmeli.

2. Peygamber Efendimiz (sas)’e salât ü
selâmlar getirilmeli; O’nun şefaatini ümit edip, ümmetinden olma şuuru
tazelenmeli.

3. Kaza, nafile namazlar kılınmalı; varsa o geceye ait
nakledilen namazlar, onlar da ayrıca kılınabilir; kandil gecesi, özü itibariyle
ibadet ve ibadette ihsan şuuruyla ihya edilmeli.

4. Tefekkürde
bulunulmalı; “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, Allah’ın benden
istekleri nelerdir” gibi konular başta olmak üzere hayatî meselelerde derin
düşüncelere girmeli.

5. Geçmişin muhasebe ve murakabesi yapılmalı; ve
şimdinin ve geleceğin plân ve programı çizilmeli.

6. Günahlara samimi
olarak tevbe ve istiğfar edilmeli; idrak edilen geceyi son fırsat bilerek
nedamet ve inabede bulunulmalı.

7. Bol bol zikir, evrad ü ezkarda
bulunulmalı.

8. Mü’minlerle helalleşilmeli; onlarla irtibatımız
cihetinden rızaları alınmalı.

9. Küs ve dargın olanlar barıştırılmalı;
gönüller alınmalı; kederli yüzler güldürülmeli.

10. Kişi kendine ve
diğer Mü’min kardeşlerine hattâ isim zikrederek dualar etmeli.

11.
Üzerimizde hakları olanlar aranıp sorulmalı; vefa ve kadirşinaslık ahlâkı yerine
getirilmeli.

12. Yoksul, kimsesiz, öksüz, yetim, hasta, sakat, yaşlı
olanlar ziyaret edilip, sevgi, şefkat, hürmet, hediye ve sadakalarla mutlu
edilmeli.

13. O gece ile ilgili âyetler, hadîsler ve bunların yorumları
ilgili kitaplardan ferden veya cemaaten okunmalı.

14. Dini toplantılar,
paneller ve sohbetler düzenlenmeli; va’z ü nasihat dinlenmeli; şiirler okunmalı;
ilâhî ve ezgilerle gönüllerde ayrı bir dalgalanma oluşturmalı.

15.
Kandil gecesinin akşam, yatsı ve sabah namazları cemaatle ve camilerde
kılınmalı.

16. Sahabe, ulema ve evliya türbeleri ziyaret edilmeli;
hoşnutlukları alınmalı; ve manevî iklimlerinde vesilelikleriyle Hakk’a niyazda
bulunulmalı.

17. Vefat etmiş yakınlarımızın, dostlarımızın ve
büyüklerimizin kabirleri ziyaret edilmeli; iman kardeşliğine ait sadakati yerine
getirilmeli.

18. Hayattaki manevî büyüklerimizin, üstadlarımızın, anne
ve babamızın, dostlarımızın ve diğer yakınlarımızın kandilleri bizzat giderek
veya telefon, faks yahut e–mail çekerek tebrik edilmeli; duaları istenmeli.


19. Bu kandil gecelerinin gündüzlerinde mümkün olduğunca oruç tutulmalı.
alıntı*



Vaktini elbet Allah belirleyecektir. Er ya da
geç olabilir, bu da önemli değil. Nasıl dilerse, öyle olur elbet… Fakat
umudum o ki sevenlerim, hâlimin güzel olması ve teneşire, Hakk âşığı bir
hanım olarak, tertemiz ve huzurla uzanabilmem için dua edeler.

Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz