İrfan Meclisi & Rah-ı Aşk

Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

Kur'ân-ı Kerim'de ''Ehl-i Beyt''

Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 Kur'ân-ı Kerim'de ''Ehl-i Beyt'' Bir Çarş. 2 Haz. 2010 - 19:27

RüveYde

avatar
YÖNETİCİ
YÖNETİCİ
Kur'ân-ı Kerim'de ''Ehl-i Beyt''

Ehl-i Beyt kavramı, İslam'ın başlangıcından Mekke'nin fethine kadar geçen sürede cahiliye dönemine ait dinî ve siyasi içeriğini korudu. Müslümanlar, Mekke'yi fethedince, dini ve siyasi otorite, tamamen onların eline geçti. Artık bu tarihten itibaren Ehl-i Beyt kavramının içeriği de tamamen değişti.

Ehl-i Beyt, İslam'dan önce Beytü'l-Âlihe tabir edilen, içinde putların bulunduğu Kâbe ile içindeki ilahlardan sorumlu olan kabileye verilen bir isimdir. Daha sonra bu kavramın anlam alanı genişletilerek kavrama, dinî anlamının yanında, şehrin savunma ve yönetim işlerini de içeren siyasi bir anlam da kazandırıldı. Mekke'de Beytullah, yani "Allah'ın evi" ile ilgili, dolayısıyla Mekke'nin dinî ve siyasi hizmetlerini üstlenmiş olan ve hep aynı soydan gelen kabileler için kullanılmıştır.

Ehl-i Beyt kavramı, İslam'ın başlangıcından Mekke'nin fethine kadar geçen sürede cahiliye dönemine ait dinî ve siyasi içeriğini korudu. Müslümanlar, Mekke'yi fethedince, dinî ve siyasi otorite, tamamen onların eline geçti. Artık bu tarihten itibaren Ehl-i Beyt kavramının içeriği de tamamen değişti. Zira Mekke fethedilip Kâbe putlardan temizlenince, Kureyş, Ehl-i Beyt olmaktan; "Allah'ın Evi" Kâbe, beytü'l-âlihe olmaktan ve toplu halde Mekkeliler de Ehl-i Âlihe olmaktan çıktılar. Böylece Ehl-i Beyt kavramı, cahiliye dönemine ait anlamlarını tamamen kaybetti ve Arap dilindeki aslı olan "ev halkı" anlamına yeniden dönmüş oldu. İslam'ın tebliğ sürecinde, ikisi Mekki biri Medeni olmak üzere, toplam üç sûrede geçen Ehl-i beyt kavramı da lügatteki asli anlamında, yani "ev halkı" anlamında kullanılmaya başlandı.

Hz. Osman'ın şehit edilmesi ve ona bağlı olarak gelişen siyasi olaylar, Müslümanlar arasında iç çekişmelere, iç çekişmeler görüş ayrılıklarına ve bölünmelere neden oldu. Başlangıçta siyasi olarak ortaya çıkan olaylar, daha sonra itikadi, ahlaki boyutlar kazanarak dinî mezheplerin doğmasına neden oldu. İşte bu gelişmelerden sonra "Ehl-i Beyt" kavramına, Şiî-Sünni çevrelerde, bir biçimde Kur'ân'a ve hadislere de dayandırılarak, daha önce hiç kullanılmayan, oldukça farklı bir anlam kazandırıldı. O günden bugüne Ehl-i Beyt denilince, kimi çevrelerce Hz. Peygamber ve O'nun ev halkı; kimine göre sadece Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve onların soyundan gelenler; kimine göre Hz. Hüseyin'in İranlı hanımından olma Zeyne'l Abidin'in soyundan gelen on iki masum imam ve onlara tabi olanlar, kimi çevrelerce de Rasûlullah'ın soyuna mensubiyeti sebebiyle seyyidlik ve şeriflik unvanları anlaşılır oldu.
Ehl-i Beyt Kavramının Kur'ân'da Geçtiği Ayetler

"Ehl-i Beyt" kavramı Kur'ân'da, sadece üç ayette geçmektedir. Bunlardan Hud sûresinde1 İbrahim'in (as) ev halkı, özellikle hanımı; Kasas sûresinde2 Hz. Musa'nın hane halkı, özellikle annesi; Ahzab sûresinde ise,3 âyetin indiği dönemde Rasûlullah'ın hayatta olan hanımları kastedilmiştir. Bir de bunlara ilave olarak Şura sûresinin 23. âyetinin de, bilhassa Ahzab sûresinin 33. âyetindeki Ehl-i Beyt ile ilgili olduğu sanılmaktadır.
Ahzab Sûresi 33. Ayet:

"Rasûlü'nü ve ahiret yurdunu dilerseniz, şüphe yok ki Allah, sizden iyiler için büyük bir mükafat hazırlamıştır!"4 'Ey Peygamber hanımları! Sizden kim, apaçık bir aşırılık yaparsa, onun cezası ikiye katlanır. Bu, Allah için kolay bir iştir. Kim de Allah'a ve Rasûlü'ne, içtenlikle itaat eder ve salih iş yaparsa, ona da ecrini iki kere veririz; ayrıca ona, güzel de bir rızık hazırladık.' ‘Ey Peygamber hanımları! Eğer Allah'a ve Rasûlü'ne karşı gelmekten sakınırsanız, siz diğer kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz...' (...) 'Evlerinizde oturun, eskiden cahiliye dönemindeki gibi dikkat çekecek biçimde süslenip yıldızlaşmayın, namazı ikame edin, zekatı verin, Allah'a ve Elçisine itaat edin! Ey Ehl-i Beyt! Allah, ancak pisliği sizden uzak tutmak ve sizi tertemiz yapmak istiyor!"5
Ayetin Nüzul Sebebi:

Ahzab sûresi Medeni sûrelerdendir. Ahzab sûresinin 28-34. âyetlerin nüzul sebebi hakkında, birbirinden farklı iki görüş ve hepsi de ana fikir olarak bu iki görüş üzerinde toplanan pek çok rivayet bulunmaktadır.

Buharî'nin Hz. Aişe'den naklettiği rivayette Hz. Aişe demiştir ki: "Allah'ın Elçisine, eşlerinin, kendisi ile dünya nimetleri ara*sında bir tercih yapmaları emredildiği zaman, Rasûlullah önce bana geldi ve ‘Aişe, sana bir emri tebliğ edeceğim, fakat cevap vermekte acele etme; hatta ebevey*ninle istişare et, cevabını Bana sonra bildir' dedi. Sonra da, "Ey Peygamber, hanımlarına de ki: 'Eğer siz, dünya hayatını ve onun ziynetini istiyorsanız gelin, size mütalarınızı verip güzellikle boşayayım; yok eğer..." âyetlerini bana okudu. Dedim ki, ‘ben bunlardan hangisini ebeveynimle istişare edecekmişim? Ben elbette Allah'ı ve Rasûlü'nü tercih ediyorum.' Benim bu cevabım üzerine Rasûlullah, sırasıyla diğer hanımlarına gitti. Hepsi de Allah'ı, Elçisini ve ahiret yurdunu tercih ettiler."6

İkinci görüş ise, "Kisâ Hadisi" olarak bilinen şu rivayete dayanmaktadır: Rasûlullah, eşlerinden Ümmü Seleme'nin evinde idi. Kızı Fatıma, içinde et ve undan yapılmış yemek olan bir çömlekle geldi. Hz. Peygamber Fatıma'ya, kocası Ali ve oğulları Hasan ve Hüseyin'i de çağırmasını, yemeği birlikte yiyeceklerini söyledi. Fatıma gitti, onları da çağırdı. Onlar gelince, hepsi birlikte yemeğe oturdular. Yemek esnasında: "... Ehl-i Beyt! Allah, ancak pisliği sizden uzak tutmak ve sizi tertemiz yapmak istiyor." âyeti indirildi. Hz. Peygamber Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i, geniş elbisesinin/kisâ altına toplayarak: "İşte, benim Ehl-i Beytim bunlardır." dedi sonra da ellerini kaldırıp; "Allah'ım, benim Ehl-i Beytim ve özel yakınlarım/hâssetî bunlardır. Sen, bunlardan kötülüğü uzak tut ve bunları tertemiz yap!" diye dua etti. O zaman Ümmü Seleme, perdenin arkasından başını çıkararak; 'Ya Rasûlullah, benim durumum n'olacak?' dedi. Rasûlullah ona: "Sen sahip bulunduğun yerdesin" cevabını verdi."7

Ehl-i Beytten Maksat Nedir?
a) Peygamber'in Hanımlarıdır:

Bu âyet, siyak ve sibak bütünlüğü içerisinde tamamen Peygamber'in hanımları*na hitap etmektedir. İbn Abbas (ö. 68/687), İkrime (ö. 104/722), İbn Cerir et-Taberî (ö. 310/922), İmam Matüridî (ö. 333/944), Kadı Abdülcebbar (ö. 415/1025), Zemahşerî (ö. 534/1143), Kurtubî (ö. 671/1272), Kâdî el-Beydavî (ö. 685/1286), Nesefî (ö. 710/1310), Hâzin (ö. 741/1341), İbn Kesir (ö. 774/1372), buradaki Ehl-i Beytten maksadın, sadece Peygamber'in hanımları olduğu görüşünde olan müfessirlerdir.8

b) Peygamber'in Ev Halkıdır (Hanımları, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'dir):

"Ayet, hem Hz. Peygamber'in hanımlarını, hem de Peygamber'in ev halkından sayılan Hz. Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'i kapsamaktadır" diyen müfessirlerden bir kısmına göre, Hz. Peygamber'in iki kızı Ümmü Gülsüm ve Rukiye ile evlendiği için bu âyet, zinnureyn lakabını hak eden Hz. Osman'ı ve onların çocuklarını da kapsamalıdır.

Mesela Elmalılı M. Hamdi Yazır demiştir ki, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Peygamber'in torunları olduğu gibi, Hz. Ali dahi Hz. Peygamber'in evinde yetişmiş Hz. Fatıma ile birlikte yaşamış ve özel bir mensubiyet kazanmıştır. Bu yüzden o da Ehl-i Beytten sayılır. Fakat bunların Ehl-i Beytten olması, Peygamber'in diğer kızlarının ve onlardan olan çocuklarının da Ehl-i Beytten olmasına engel teşkil etmez; aksine onların da Ehl-i Beytten olmalarını gerektirir.9

c) Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'dir:

Bir kısım müfessirlere göre, ki bunların çoğunluğu Şiî'dir, âyet Peygamber'in hanımlarını değil, sadece O'nun temiz soyunu sürdüren Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hasan, Hüseyin ile onların soyundan gelen on iki imamı kapsamaktadır.

Tabiûn'dan Ebû Said el-Hudrî, Mücahid (ö. 103/721) ve Katade'ye (ö. 117/735) atfedilen görüşe göre bu âyetteki Ehl-i Beytten maksat Hz. Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'dir; çünkü erkekler için çoğul muhatap zamiri olan ve siz manasına gelen ‘kum' zamirlerinin getirilmesi buna delalet etmektedir. Ayette eğer Peygamber'in hanımları kastedilmiş olsaydı, kadınlar için siz manasına gelen ve çoğul muhatap zamiri kullanılması gerekirdi.10


kaynak:sonpeygamber.info
Prof.Dr M.Zeki Duman





"Allah'ım zaLimLerden oLdum ki merhametine muhtacım. . ! Huzuruna aLsanda beni böyLe perişan
benim hakkımda oLan hükmün başımda tacım.."

Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz