İrfan Meclisi & Rah-ı Aşk

Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

MANEVİ YOLUN ESASLARI

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 MANEVİ YOLUN ESASLARI Bir Perş. 20 Mayıs 2010 - 19:03

demirci mustafa

avatar
SADIK ÜYEMİZ
SADIK ÜYEMİZ


Allahın selamı hidayete tabi olanların üzerine olsun…

Pek aziz ve muhterem kardeşlerim; bu hafta ki sohbetimizde manevi yolun esasları olarak işlediğimiz konumuzun devamı olan manevi yolun esaslarının altıncı maddesini işlemeye gayret edeceğiz. Rabbim bizleri anlattıkları ile sizlerinde dinledikleri nizle amel etmeyi nasip etsin inşallah…



Değerli genç kardeşlerim:

Bir ehli irfanın uyması gereken altıncı esas ise, kazancının helalinden olmasına dikkat etmeli asla kazancına haram karıştırmamalı, helal lokma yemeye gayret etmeli, kısacası bir ehli irfan her şeyinde helali tercih etmeli haramlardan, şüpheli şeylerden uzak durmalıdır.

Aziz kardeşlerim;

İnsanın helal kazanması helal yemesi helalinden giyinmesi ve helalinden tasadduk etmesi yüce Allahımızın biz kullarından bir isteğidir. Yüce halıgımız ancak helal ve temiz olanı kabul buyuracağını Habil ile kabil arasında gecen hadiseyi bize ibret ile kuran da bahsediyor.

Sevgili kardeşlerim;

Bir ehli irfan için bu husus hayati önem taşımaktadır zira Yüce Dinimiz İslam’da çalışma ve helal kazanç, farz olarak görülmüş, kişinin kimseye muhtaç olmadan hayatını sürdürebilmesi, çoluk çocuğunun nafakasını temin etmek maksadıyla meşru yoldan çalışıp kazanması, ibadet ölçüsünde kutsal ve değerli bir davranış olarak kabul edilmiştir.



Her hususta orta yolu tavsiye eden dinimiz helal rızık peşinde koşmanın önemini ifade ederken, ibadetleri unutup tamamen dünyaya dalmanın da doğru olmadığını göstermiştir. Bu açıdan bir kimsenin çalışmasının ibadet olabilmesi farzlarını yerine getirmesi ve haramlardan kaçınmasına bağlanmıştır. Memurun işiyle, çiftçinin çiftiyle, tüccarın ticaretiyle, kadının evi ve çocuğuyla, talebenin dersiyle uğraşması bir ibadettir. Yeter ki Yüce Allah'a karşı vazifelerini ihmal etmesin.
Dinimiz, meşru yoldan kazanç elde etme prensibini esas almıştır. Hırsızlık, gasp, faiz, kumar, şans oyunları; rüşvet, kamu mallarını zimmete geçirmek, müşteriyi aldatmak, görevi ihmal ve terk etmek, çalışanlara hak ettiği ücreti vermemek, devlete olan vergi borcunu ödememek ve fakirin bizdeki hakkı olan zekâtı vermeden elde edilen servet gibi, gayrı meşru kazanç yollarını da yasaklamıştır.
Yüce Allahımız, Nisa suresinin 29. ayetinde:
“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helak etmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.”

buyurmak suretiyle, bize haksız kazancın haram olduğunu bildirmiştir.
“Kazancın en hayırlısı ve temiz olanı hangisidir?” şeklinde sorulan bir soruya, sevgili peygamberimiz (s.a.v.); “Kişinin el emeği ve aldatma bulunmayan meşru ticaret ile elde edilen kazançtır”

cevabını vermiştir. Hatta Efendimiz (s.a.v.) Bir gün Medine pazarını geziyordu. Bir buğday tüccarının yanına geldi ve çuvalda ki buğdayı eli ile karıştırınca buğdayın yüzünün kuru altının ise ıslak olduğunu gördü. Tüccara buğdayın altının neden ıslak olduğunu sordu. Tüccar ise efendimiz (s.a.v.) e, buğdayın yağmurdan dolayı ıslandığını söyledi. Efendimiz (s.a.v.) peki sen müşteriye buğdayın ıslak olduğunu söylüyor musun? Dedi. Adam hayır Ey Allahın Resulü deyince Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) “İnsanları aldatan, kandıran bizden ve İslam dininden değildir” buyurdular.


Kıymetli kardeşlerim

Manevi bir yola giren ve bu yolda yürümeye çalışan siz irfan meclisimizin güzide gülleri sevgili genç kardeşlerim sizler bu konuda çok daha tedbirli çok daha dikkatli olmalısınız zira insanın boğazından gecen zerre miktarı bir haramın sizin manevi yaşantınızı ne kadar etkileyecek bunu bilmelisiniz. Birde yediğinizin helal olması yine Helal rızkın, insanın manevi gelişmesindeki önemi çok büyüktür. Eğer bir çocuğu bozuk ve zararlı gıdalarla beslemeye kalkarsak fazla yaşamaz, yaşasa da sıhhatli bir hayat süremez. Aynı şekilde gıdaya haramın karışması halinde ise manevi hayatın sıhhati tehlikeye girmiş olur. Helal lokmanın önemini Mevlana hazretleri (K.S.) şöyle ifade eder:

“Nur ve kemali arttıran lokma, helal kazançtan elde edilen lokmadır. İlim ve hikmet helal lokmadan doğar, aşk ve rikkat yani gönül inceliği helal lokmadan meydana gelir.



Ayrıca sultanımız Seyyid Abdulkadir Geylani (k.s.) hazretleri ise bu konuyu şu sözleri ile değerlendirmektedir.“
“Ey oğul! Dünyalık toplarken, gece odun toplayan fakat eline ne geldiğini bilmeyen kişi gibi olma. Eline geçen dünyalığın helâl mi haram mı, meşru mu yoksa gayr-i meşru mu olduğuna dikkat et. Bütün fiillerinde tevhit ve takva güneşi ile beraber ol.”

“Ey oğul! Haram yemek kalbini öldürür. Helâl yemek ise ihya eder. Lokma vardır seni dünya ile lokma vardır seni ahretle meşgul eder. Yine lokma vardır, seni dünya ve ahretin Yaratanı’na rağbet ettirir.”

Sevgili kardeşlerim,

Ayrıca Osmanlı devleti zamanında cereyan eden şu ibretli hadiseyi de anlatmadan geçemiyecegim.

Osmanlı döneminde İstanbul da kumaş işi ile iştigal eden bir tüccarı vardı bir gün bir ticari geminin Endonezya ya hareket edeceğini örgendi ve güzel, kaliteli kumaşlardan gemiye yükleyip Endonezya ya gitti. Oraya bir kumaş dükkânı açtı. İstanbul’lu tüccarın kumaşları kaliteli olduğu için Endonezya halkı tarafından çok rağbet gördü. İşleri çok iyi ve güzeldi. Bir gün bir mazeretinden dolayı tüccar iş yerine geç geldi. İş yerinde çalıştırdığı elemanı heyecanla efendim efendim bu gün çok karlı bir iş yaptım dedi İstanbullu tüccar elemanına evladım nasıl çok kar ettin diye sordu. Eleman efendim 5 liralık kumaşları 10 liradan sattım dedi. istanbullu tüccar evladım sen ne yaptın o kumaşların fiyatı değeri 5 lira ide adamın hakkı bize geçmiş fazla para almışsın dedi. Devamla tüccar elemanına kumaşları sattığın adamı görsen tanır mısın? diye sordu. Eleman tabiî ki tanırın efendim dedi. Git o zaman o adamı bul ve buraya getir dedi tüccar. Eleman gitti ve adamı buldu ve getirdi İstanbullu tüccar kumaşını satın alan adama efendim kusura bakmayın bizim eleman bir yanlışlık yapmış 5 liralık kumaşı size 10 liraya satmış şu sizin paranızın üstüdür hakkınızı bize helal edin deyip adamdan özür diler. Endonezyalı müşteri bu işe akıl sır erdiremez hayatı boyunca başına hiç böyle bir şey gelmemiştir. Zira Endonezya da fazla bile alınsa bu para asla geri verilmezdi. Bu olay dilden dile dolaşıp tüm Endonezya ya yayıldı. taaa saraya kadar ulaştı. endonezya kralı hayatı boyunca ilk defa böyle bir şey duymuştu ve İstanbullu tüccarı çok merak etti. Vezirine emir verip saraya davet etti. İstanbul’lu tüccar kralın karşısına çıkarıldı. Kral sordu ey yabancı sen hakkında söylenenler ve anlatılanlar doğrumu? Nedir bu işin aslı bana anlatır mısın? Dedi. istanbullı tüccar kral hazretleri ben Müslüman bir tüccarım benim dinim insanların hakkını yememeyi malıma haram karıştırmamayı helal kazanıp helal yemeyi haramın her türlüsünden uzak durmayı bana emrediyor. Dedi bu cevap karşısında kral şaşkına döndü dedi ki bu dini bana anlatır mısın? Dedi İstanbullu tüccar İslam dinini krala anlattı aldığı cevaplar karşısında kralın gönlünde aşk fırtınaları koptu kral bütün saray ahalisi Müslüman oldu. endonezyada ondan sonra İslam dini ve bugün en kalabalık İslami nüfusa sahip bir ülke haline geldi.



İşte değerli kardeşlerim;

Müslüman tüccarın yapmış olduğu bu şerefli hareket ve haramlardan sakınması bakın ne gibi bir güzelliklere sebebiyet verdi onun için biz irfan meclisine müntesip kardeşlerimize “aman haramın her türlüsünden uzak durun helalle iştigal edin helal kazanın helal yiyin diyoruz.” bakın o zaman ibadetlerinizden derslerinizden virtlerinizden rabıtanızdan okuduğunuz kur-an dan velhasılı hayatınızın bütün sahalarından nasıl lezzet alırsınız bir bakın. Eğer efendim ben rabıta yapıyorum dua ediyorum kısacası yaptığım bütün amallerimden feyiz alamıyorum diyorsanız mutlaka kazancınıza bir haram karışmış demektir. Duanın kabul olabilmesi için yediğimiz rızkın helal olması şarttır. Zira kâinatın efendisi (s.a.v.) bu konuyu şu hadisi şerifleriyle izah etmektedir.

“Uzun bir yolculuğa çıkıp, saçı başı dağınık, toz toprak içinde kalan ve elini semaya kaldırıp: "Ey Rabbim, ey Rabbim" diye dua eden bir yolcuyu zikredip: "Bu yolcunun yediği haram, içtiği haram, giydiği haramdır ve (netice itibariyle) haramla beslenmektedir. Peki, böyle bir kimsenin duasına nasıl icâbet edilir?"

buyurmuşlardır

İşte değerli kardeşlerim;

Bir ehli irfanın bu güzel yolda ilerleye bilmesi için mutlaka helal haram çizgisine uyması gerekmektedir. Eğer bu yolda ilerlemek istiyorsak yediğimizin, içtiğimizin giydiğimizin helal olmasına çok dikkat etmaliyiz. Sadır âlemimizdeki rahmet perdelerimizin açılması bu manada vereceğimiz mücadeleye bağlıdır. Sözlerime son verir iken haramlardan kaçan ALLAH ın emirlerine harfiyen uyan sünnete sımsıkı sarılan kullarına cümlemizi rabbim dâhil etsin. Hepinizi aziz ve celil olan Allaha emanet ediyorum. Vesselam…
(irfan meclisi.com) dan alıntıdır.
Allah cc. emanet olunuz selam ve dua ile.

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz